Duyduğum takırtıya kulak kesildim; beynim yine bana oyun oynuyordu. Oturduğum evde bir cinayet işlendiğini öğrendiğimden bu yana gaipten sesler işitiyordum. Psikoloji derslerinde öğrendiğim tüm o "savunma mekanizmaları" ve "somatizasyon" kuramları, gece yarısı bu koridordan gelen ahşap gıcırtısına karşı tek bir kurşun bile sıkamıyordu.
Bu mahalleye ilk geldiğimde, beni gören herkesin yanındakiyle fısıldaşmasına şahit olmuştum. O zamanlar bu ilginin sebebini belki kızıl saçlarımın dikkat çekiciliğine yormuşumdur ancak acı gerçeği geçen ay öğrendim: Bu evde genç bir kız vahşi bir şekilde katledilmişti. Komşuların dilindeki asıl konu saçlarımın rengi değil, o kızın hayaletini taşıyan bu eve girme cesaretimdi.
Sırf kirası uygun diye tuttuğum bu evin neden bu kadar "cömert" olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyordum. İki, iki buçuk senedir kimsenin adımını atmaya dahi korktuğu o ağır boşluğu şimdi ben dolduruyordum. Oysa ben sadece bir ev kiralamıştım; bir trajedinin mirasçısı olacağımı bilmeden...
Eskiden kaldığım eve dönme şansım da yoktu; eski ev sahibim daireyi benim ödediğimin iki misli fiyatına çoktan başkasına kiralamıştı. Bu mahallede ise başka boş evler olsa da "o evde" bir kez kaldığım için kimse bana kapısını açmıyordu. Mahalleli bu evin lanetli olduğuna, uğursuzluğun üzerime bulaştığına inanıyordu. Bazen kendime kızıyordum; neden gerçeği öğrenmek için bu kadar çabaladın diye... Ama cevap veremiyordum. Bazı gerçeklerin gün yüzüne çıkmaması daha iyiydi çünkü bu gerçek beni uykularımdan mahrum etmişti. Artık sadece ders aralarında, okulun soğuk ve boş sınıflarında sızıp kalarak uyuyabiliyordum.
Zilin aniden çalmasıyla korkudan ufak çaplı bir çığlık attım. Kimseyi beklemediğim bu saatte, sesin yankısı evin duvarlarında ürkütücü bir şekilde yayıldı. Titreyen adımlarla kapıya yaklaşıp mercekten dışarı baktım. Üst kat komşum Sebile Teyze gelmişti. Kapıyı araladım.
"Mahallede düğün var kızım, gelmek ister misin?" diye sordu, yüzünde her zamanki sevecen tavrıyla. Hafifçe yutkunup kafamı olumlu anlamda salladım. "Üstümü değiştirip geliyorum," dedim sesimin titrememesine özen göstererek. "Tamam, aşağıda bekliyorum," dedi ve terliklerinin merdivende çıkardığı ritmik seslerle aşağı inmeye başladı.
Sebile Teyze mahallenin "mobesi" gibiydi; kim nereye gitti, kim ne söyledi, her şeyi o bilirdi. İki de ayrılmaz suç ortağı vardı: Karşı apartmandan Reyhan Teyze ve birkaç bina ötede oturan Mehtap Teyze. Gençliklerinden beri bu sokakların tozunu birlikte yutmuş, birbirlerinin sırdaşı olmuşlardı.
Nisan ayına yeni girmemize rağmen hava şaşırtıcı derecede yumuşaktı. İçimdeki braletin üzerine salaş, gri bir kazak geçirdim; kazağın geniş yakası bir omzumdan aşağı sarkarak boynumu açıkta bırakıyordu. Altımdaki taytı değiştirmeye gerek duymadan telefonumu ve anahtarımı kapıp evden çıktım.
Apartman kapısından adımımı attığımda Sebile Teyze ve Reyhan Teyze’nin çoktan koyu bir dedikoduya daldığını fark ettim. Reyhan Teyze beni fark edince kısa bir an duraksadılar, sonra yürümeye