Bu kitap sizi rahatsız edecek.
Psikolojik sorunlarınız varsa, tetikleyici unsurlardan kolay etkilendiğinizi biliyorsanız lütfen bu kitabı okumayın.
Yoğun acı ve dram barındıran bu romanda saymakla bitmeyecek kadar çok travma yer alıyor. “Benim tetikleyicim yoktur” düşüncesiyle başlamanızı önermem. Özellikle 18 yaşından küçükseniz, bu kitap kesinlikle size göre değil.
Elbette ben de uyarısız, daha yumuşak bir önsöz kaleme almak isterdim. Ancak bu kitap herkes okusun diye yazılmadı. Bu kitaba başlayan çok az kişi sonuna kadar ulaşabilecek. Bitirenlerin ise yalnızca küçük bir kısmı gerçekten anlayabilecek.
𓄿
Hepimizin farklı düzeylerde de olsa psikolojik rahatsızlıkları vardır. Örneğin benim mizofoni denilen bir rahatsızlığım var. Aynı anda konuşan insanlar, karmaşık ve çok enstrümanlı müzikler, gıcırtılar, şapırtılar zihnimi fazlasıyla zorlar. Bazı sesler benim için katlanılmazdır.
Ana karakterimiz Tarık Soylu’nun kaderinde yalnızca kaybetmek vardı. Kaybetmek bir başarı olsaydı, Tarık dünya sıralamasında zirveyi zorlayacak bir isim olurdu. Yalnızdı, yaralıydı ve yardıma ihtiyacı vardı. Ancak ona gerçekten yardım edebilecek kimse yoktu. Kendi psikiyatristini bile kandıran, ona çözmesi için yapay sorunlar sunan biriydi. Aslında tek istediği, onu dinleyen birinin var olduğunu bilmekti.
Tarık son derece zeki ve çok zengin bir adamdı. Gelirinin büyük kısmı gayrimenkullerden gelse de bir holdingin gizli sahibiydi. Şirketle ilgilenecek zamanı yoktu. Geçmiş travmaları onda alışılmışın dışında sonuçlar doğurmuştu. Bunlarla baş edebilmek için “Adalet Apartmanı” onun tek ve son şansıydı.
Adalet Apartmanı, 1999 depreminde yıkılmış; 2001 yılında aynı yere, aynı isimle yeniden inşa edilmişti. İsmini Tarık’ın annesinden alıyordu. Depremde ağabeyini ve ablasını, ardından bir trafik kazasında anne ve babasını kaybeden Tarık Soylu bu dünyada yapayalnız kalmıştı. En azından herkes öyle sanıyordu.
Apartmanın karşısındaki mezarlıkta görevli Cemil’le kurduğu dostluk olmasaydı, işler bu noktaya kadar gelmezdi. Çünkü bu dünyada bazı hesaplar, mahşere kalmayacak kadar kabarıktı. Adaletin terazisi onlar için her zaman doğru tartmıyordu. Tarık, adaletin kılıcını kendi ellerine almıştı.
Tüm bu karmaşanın ortasında, dengeleri altüst edecek bir gelişme yaşandı: Apartmana yeni bir kiracı taşındı. Süheyla Yılmaz, uyumsuz çalışma tarzı nedeniyle semt hastanesinden sağlık ocağına sürülmüş bir hemşireydi. İstanbul Zeytinburnu’nda, çalıştığı sağlık ocağına yakın bir ev arıyordu. Ancak fiyatlar ulaşılmazdı. Emlakçılarla bu işi çözmesi mümkün değildi. Mahalleliye sora sora Adalet Apartmanı’nı buldu.
Tarık ve Süheyla’yı bir araya getiren Adalet Apartmanı, ikisinin de hayatını baştan sona değiştirecekti. Süheyla’nın varlığı, Tarık’ın zaten güçlükle ayakta tuttuğu düzeni giderek daha da zorlamaya başladığında, gerçekler kendiliğinden ortaya dökülecekti. Birbirine benzeyen iki yaralı insanın aslında ne kadar zıt olduklarını fark edecekleri bu hikâyede, aşk Adalet Apartmanı’nın temeline bomba gibi yerleşmişti.
𓄿
Mahalle hayatı, psikolojik gerilim, dram, yalnızlık, aşk, aksiyon, suç, adalet ve yer yer komedi…
Bu romanda işlenen