Evrenin ortasında kaç asırdır süzülüp durduğumu bilmiyorum. Tek bildiğim; yaşamın sunduğu mutlak acıya karşı gelen sahte mutluluk çadırımın içine girdiğim ve bu sığınakta yaşamın sunduğu korkunç acı hissine direndiğim, gün bittiğinde ise korunduğum bu yerde acı-neşe ikilemi arasında süzülüyor olduğum. Ben Resonare. Bu ismi ne zamandır kullanıyorum, onu bile hatırlamıyorum. Bilhassa niye bu ismi taşıdığımı çok iyi biliyorum. Benim kudretimde olan -varsa tabii- biri çok iyi bilecektir ki bu kozmosta neredeyse her şeyi yapabilir.
Her şeyi! Asteroitleri istediği yıldız sistemlerine fırlatmak, gezegenleri patlatmak, yaşama son verecek kıyamet senaryolarının zincirini başlatmak, zihinlerde dolaşabilmek ya da gezegenlere yaşam bağışlamak... Akla gelen her şeyi yapabilecek güce sahibim ben! Lakin... Yankımı sonlandırmak... Bu, yapamayacağım tek şey. Yankı, yankılanmak... Bu, evrende var olmamın sebebi. Evrende ses asla duyulmaz; bu siyah boşluğu hiçbir ses yırtıp aydınlatamaz. Sanki ben bu denklemi bozmak için varım.
Bu gerçeklikte benim hareketlerimin sesleri, yankı etkisi yaratıyor. Ben acı çekiyorum ve bu evrendeki her bir canlı da acı ile yaşıyor. Benim sesim, evrenin karanlık dokusunu aydınlatmıyor; daha da karanlığa gömüyor. Benim lanetim sonsuza kadar yaÅŸamak; ta ki bu evren silinip yok olana kadar... O zamana kadar ben bu evrenin, bu yaÅŸamın yansıması ve yankısıyım. Canlılar ne ise ben oyum; onlar ne hissediyorsa benim tenimde ve içimde karşılık buluyor. Ben Resonare'yim, yaratılışın özündeki yalnızlığın vücut bulmuÅŸ hâli.           Â
        Resonare'nin gözyaÅŸlarıÂ
Bir gün Resonare uzayın karanlığında yüzermişçesine uçuyordu. Âdeta eşsiz yıldızlardan biriymiş gibi ama kendi ekseninde değil... O özgür bir yıldızmış gibi gezegenler, galaksiler, kara delikler ve diğer yıldızların arasında istediği şekilde hareket ediyordu. Bu evrenin muazzam tuvalinde istediği zaman akan nadide bir renkti âdeta Resonare.
Her zamanki hâliyle başka bir gezegenin atmosferine girdi. (Kendisi hatırlamıyor olabilir lakin o dönemlerde yeni bir gezegene girerken, "Yeni şeyler keşfedeceğim." diye içinde bir şeyler kıpırdanırdı.) Bu gezegen bizzat çöldü. Gökyüzünde uçan Resonare dışında hiçbir şey yoktu. Onu en çok kahreden olaylardan biri de buydu.
Onun için kurak ve cansız bir gezegen, koskocaman bir akvaryumda suyun bile olmaması demekti. Bu dünyaya yaşam vermek ya da terk etmek üzerine kafa yorarken bir portal ve onun yanında duran bir çocuk gördü. Çocuğu korkutmamak için yanına zarif ve güven veren bir kurtarıcı gibi süzülerek indi.
"Hey çocuk, burada ne yapıyorsun?" Kafasını kırmızı hâle olarak görülen portala çevirerek ekledi: "Özellikle bunun yanında?"
Çocuk usulca döndü. İlk önce Resonare'ye, sonra da kendine sapladığı kılıca baktı. Yüzünden gözyaşları boşalıyordu, yüzünü