Buraya geri dönmek ne kadar doğru bir karardı, bilmiyordu. Ama bu kararı bir kere almıştı. Bu kararın ardından getirdiği bütün aksiyonları da almıştı ve artık geri dönüş yoktu. Yalnız başına otogarda duruyordu. Birkaç otobüs firmasının yazıhanesi dışında değişen hiçbir şey yoktu. Aynı bıraktığı on beş yıl önceki otogardı burası. Minibüslerin olduğu yere koca valizini sürükleyerek ağır adımlarla ilerlemeye başladı. Özel kargoyla birkaç gün sonra gelecek olan resimleri dışında şu koca valizden başka eşyasının olmaması ne garipti! Sonuçta kaç yılın birikmişiyle dönmesi gerekiyordu. Buradan giderken bir sürü şeyi götürmüştü ama dönerken hiçbir şeysiz dönüyordu resmen.
Nisan ayı için hava iyiydi. Serin bile sayılabilirdi. Buranın bahar yağmurlarını severdi. Şiddetli yağışlar olur, bir anda tüm top toprak temizlenir gibi doğa temizlenirdi. Kendini ferahlamış hissederdi. Yani en azından iklim değişmeden önce bu beldeyi bıraktığında öyleydi. Şu an iklim konusu global anlamda ciddi bir sıkıntıydı. Burada ne gibi değişiklikler olmuştu tam bilmiyordu.
Yakın zamanda geleceğini söylese de, gelişinin net gününü ve saatini kimseye haber vermediği için yalnızdı. Şimdi bineceği doğru minibüsü bulması lazımdı. O kadar kafası dağınık ve unutkan bir tipti ki, minibüs güzergâhlarını tamamen unutmuştu çoktan. Ki zaten onların da değiştiğine adı gibi emindi. ‘Teyzeme mi gitsem, anneanneme mi gitsem, halama mı gitsem, yoksa direkt eski evime mi gitsem’ diye seçenekler arasında kafa patlatırken en iyisinin teyzesinin evi olacağına karar verdi. Evde olduğunu umuyordu bu saatte. Değilse de valizi kapının önüne bırakır sahile iner orada beklerdi. Aşırı özlemişti o sahili. Şu an sahile en uzak noktada olmasına rağmen buram buram o deniz kokusunu alıyordu.
Normalde annesi üç kardeşti. Kardeşlerinin hepsi de kadındı. Yani iki teyzesi vardı. Biri İzmir’de yaşıyordu, diğeriyse buradaydı. İki teyzesini de çok severdi ama şu an gittiğinin yeri başkaydı tabii. Kardeşlerin en büyüğü ve kendisine göre en akıllısıydı. Sabırlı, şefkatli, anlayışlı… kısacası mükemmeldi. Her konuda akıl danışılabilir, hep yetkili merci olarak tercih edilebilirdi. Bu yüzden bugün de ilk ziyaret noktası olarak onda karar kılmıştı.
Minibüste karmaşık yollardan giderken önündeki valizini bacaklarının arasına sıkıca kıstırmış, kucağındaki çantasına da sarılmıştı. Otogar hiç değişmemiş diyordu ama görünüşe göre Kuşadası çok değişmişti. Yol düzeni bile karman çorman olmuştu. En ufak sokağını ezbere bildiği yer görmeyeli kocaman bir şehre dönüşmüştü. Dağ bayır diye hatırladığı yerlerde sıra sıra evler diziliydi. Minibüs bilmediği bir ton sokaklardan gidip en nihayetinde özlediği sahile çıkınca gözleri parladı. Masmavi, üzerinde güneşin parladığı denize bakarken gözleri irileşti. İşte sonunda değişmeyen bir şeyler görüyordu. Güvercinada manzarası eşliğindeki muhteşem Kuşadası…
İnmesi gereken yerde bin