İnsanlar her zaman hatalar yapar, değil mi?
O yaptığımız hataları ya düzeltiriz ya da görmezden geliriz. Sanki hiç olmamış gibi yaparız. O yaptığımız hatalardan sanki hiç kimse zarar görmemiş gibi davranırız.
Şimdi düşünün, bir hata yapacaksınız ve o hatayı geri alma şansınız yok. Ya yapacaksınız ve olacak yanlışları göreceksiniz ya da arkanıza bakmadan gideceksiniz ve ayağınıza gelen, yanlış da olsa son şansı kaybedeceksiniz.
Ben neyi mi seçtim?
Ben hatalarımla yüzleşmeyi seçtim ya da bana hata olarak gösterilmiş şeyleri...
Hayatımda yaptığım hatalarla hep yüzleştim, hiç kaçmadım ya da kaçamadım.
Bu beni daha güçlü bir insan yaptı ama hayatın tadını doya doya hiç çıkaramadım, önüme hep bir engel koyuldu...
Şimdi o engel babamdı. Hiç tanımadığım öz babam, ölen babam...
Önümdeki koca bina bana bakıyordu. Etraftaki her şey saçma ve gereksizdi. Binanın her yeri koruma doluydu.
Buna gerek olan şey neydi?
Altı üstü bir inşaat sektörü üzerine kurulan holdingde ne vardı?
Burada her ne dönüyorsa öğrenmem gerekiyordu. Bu saçma şeyi yapma nedenim sadece gerçekleri öğrenmekti. Bunu hiç tanımadığım bir insandan nasıl öğrenecektim? O da bir muammaydı.
Dosya kâğıdı elimde ezilirken girip girmemek arasında gidip geliyordum. Böyle dikilmeye devam edersem korumaların dikkatini çekebilirdim. Elimin terini bordo eteğime sürüp adımlarımı merdivenlere yönelttim. Kapıdaki korumalar bana bakarken yapmacık bir şekilde gülümseyip holdinge giriş yaptım.
İçime derin bir nefes çektim, buraya kadar her şey iyiydi. Bir de işe alınırsam benden mutlusu olmazdı sanırım. Adımlarımı danışmaya yönlendirdiğim an içimdeki his beni yok etmek için çırpınıyordu. Bu işi kabul ettiğime pişman olmak üzere olduğumu fark edince, boğazımdaki yumruyu yutmaya çalışıyordum ama beni boğmaya devam ediyordu.
Kendimi ajan gibi hissediyordum. Zaten öylesin...
İçimdeki saçma ses konuştuğunda haklı olduğunu biliyordum. Bir yandan da buna mecbur hissediyordum.
Sık sık aldığım nefesler ve bitmek bilmeyen endişemle danışmaya sıcak bir gülümsemeyle bakmaya çalışıyordum ama olmuyordu.
"Merhaba, ben iş görüşmesi için gelmiştim."
Kadın gülümseyip "İsminizi öğrenebilir miyim?" dediğinde sessizce yutkunup "Elif Sezer," demiştim.
"Elif Hanım, geldiğinizi haber vermeliyim, biraz bekleteceğim."
Kadını beklerken etrafı inceleme fırsatı bulabilmiştim. Genel havası güzeldi. Tabii bir inşaat firması için biraz abartılı dekore edilmişti. Gerçekte böyle bir yerde çalışmak beni heyecanlandırırdı ama şimdi için bu imkânsız gibiydi.
İçimdeki boğulma hissi tekrar gelince kadına döndüm.
"Demir Bey şu anda bir toplantıda, isterseniz odasında bekleyebilirsiniz?"
Sorusunu başımla onaylayıp kadını takip ettim. Asansöre bindiğimizde heyecan duygusunun beni sarıp sarmaladığını hissettim.
Bu sektörde yeni olmasam da Türkiye'de yeniydim. Bundan evvel İtalya'da özel bir şirkette çalışıyordum. Sonra babam sayesinde tekrar döndüm, pardon üvey babam demeliydim!
Zaten dönme nedenim tam da bu yüzdendi. Gerçek babamın neden öldürüldüğü? Ben başta çekip gittiğini düşünsem de öldürülmesi beni sarsmıştı...
Tüm düşüncelerim asansörün açılma sesiyle