Kitaplar Özellikler İletişim İndir
ASR-I EMANET
Aşk/Romantizm

ASR-I EMANET

1Beğeni
17Okunma
1 Bölüm
1,209Kelime
6 dkSüre
05.03.2026Tarih
Geçmişin tozlu sayfalarında bir aşk mı filizleniyor, yoksa bir canavar mı uyanıyor?

21. ​yüzyılın kaotik ama güvenli dünyasında yaşayan Açelya, kendini bir anda 17. yüzyıl Osmanlı Sarayı'nın kanlı entrikaları arasında bulduğunda, elinde sadece modern zekası ve geleceğin bilgisi vardır.

Açelya, suikast ile öldürülen Şehzade Laçin'i korumaya çalışırken, aslında çok daha büyük bir kumar oynamaktadır.

​Kaderi değiştirebilir misiniz, yoksa ona sadece hizmet mi edersiniz?

​Aşk; dilleri, yüzyılları ve idealleri birleştirecek kadar güçlü müdür?

​Adalet; bir şehzadeyi kurtarmak için tarihi yakmayı göze almak mıdır?

​"Gitme... Hangi zamandan geldiysen gel, hangi kadere aitsen ait ol... Sakın benden gitme Açelya."

1

Şehir, henüz kendi gürültüsünde boğulmamışken, sabahın o puslu gri vaktinde her şey birbirine çok benzer görünür. İnsanlar uyanır, kahvelerini içer ve o gün yapacakları seçimlerin tamamen kendilerine ait olduğunu sanmanın o huzurlu sarhoşluğuyla sokağa fırlarlar. Oysa kader, her zaman bir adım öndedir; sadece bazılarımızın fark edemeyeceği kadar zarif adımlarla yürür.

Kader, insanın adını bilmediği bir yoldur. Doğduğumuz anda çizildiği söylenir; hangi adımı atacağımız, kime bakacağımız, kimi kaybedeceğimiz... Oysa kader çoğu zaman bir çizgi değil, bekleyen bir ihtimaldir. Sessizce durur; bir kapının eşiğinde, bir bahçenin gölgesinde, bir anlık tereddütte. Ve insan, o an geldiğinde, kaderin kendisini mi bulduğunu yoksa onu mu seçtiğini ayırt edemez.

Derler ki; hayat, biz planlar yaparken başımıza gelenlerdir. Ama belki de hayat, çoktan kurulmuş bir saatin tıkırtılarından ibarettir. Bizler, yayı ne kadar gerildiğini bilmeyen; kadranın üzerindeki küçük toz zerreleriyizdir. Zaman ilerler, dişliler döner ve bazı isimler tarihin sayfalarına kazınırken, bazıları sessizce silinir. Erken ölenler, adı anılmayanlar, "olabilirdi" denilip geçilen hayatlar... 


Tarih, kazananların sesini tutar; kaybolanları ise dipnotlara gömer.

Kader, her zaman devasa fırtınalarla gelmez. Bazen yalnızca küçük bir dalgınlığın, bir anlık kararsızlığın ya da yanlış tarafa dönülen bir sokağın içine gizlenir. Ve biz buna "tesadüf" deyip geçeriz. Çünkü her şeyin çoktan yazılmış olduğunu bilmek, özgür olduğumuza inanmaktan çok daha korkutucudur.


Ama ya kader, bir anlığına yanılıyorsa?

Ya bir yabancı, ait olmadığı bir zamana düşüp yazılmış bir sonu sorgularsa?

İşte o zaman, kader ilk kez savunmasız kalır.

Ve bazen, tek bir adım... Yüzyılları yerinden oynatmaya yeter.


‧͙⁺˚*・༓☾ ☽༓・*˚⁺‧͙


"Üzgünüm, üzgünüm. Farkındayım, çok geç kaldım! Hemen geliyorum!" Bir yandan konuşurken bir yandan da başımı sola eğerek telefonumu omzum ile kulağım arasına sıkıştırarak botlarımı giymeye çalışıyordum. 

Lanet olası fermuar, kapan artık! 

Baş ve işaret parmağımın acımasına aldırmadan fermuarı biraz daha zorlayarak yukarı çektim ve yüzüme kocaman bir zafer gülümsemesi kondurdum. Sonunda kapanmıştı. 

"Hemen geliyorum Soner..." Bir an telefonu elime alınca çoktan yüzüme kapattığını fark edince hiç de hoş olmayan bakışlar attım ekranıma. Pislik. Bu delici bakışlarımın en güzel rüyalarına girip onları birer kabusa dönüştürmesi dileklerimle aptal proje arkadaşım! 

Kelimenin tam anlamıyla koşarak apartmanımdan çıkarken kapımın önündeki taksiye atıldım. Adam yaklaşık on dakikadır beni bekliyor olmalıydı. 

"Nereye gidiyoruz abla?"

Abla? Neden benden en az yirmi yaş büyük bu adam bana abla diyordu! 

Neyse, şu an buna aldırmayacağım. 

"Fatih'e gideceğiz, Şehzadebaşı Camii'nin önünde bırakabilirseniz çok sevinirim." dedim nefes nefese. Bir yandan camdaki az görünen yansımama bakarak uzun, dalgalı ve kahverengi saçlarımı düzeltiyordum. 

"Camiye mi abla, yoksa o taraftaki okula mı?"

Öğrenci olduğumu anlamış olmalı ki bunu sormuştu. Adama bakmadan cevapladım. "Yok, hazire kısmına. Bir ödevim var da, o sabah

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play