Valeria İmparatorluğu, yılın bu gününde karmakarışıktır. Herkes evlerini süsler, sokaklara altın renkli çiçekler asar; mermer yollar tütsü kokusuyla dolar.
Gün batımından sonra, her köşe başında bir ateş yakılır. Çünkü Valeria'da bu geceye Luminis Nocta (Işığın Gecesi) denir.
Işığın karanlığa galip geldiği gün... ya da en azından öyle olduğuna inanılır. Fakat halk ne kadar ışık yakarsa yaksın, deniz tarafından gelen o uğursuz esinti hiç eksilmez. Gecenin içinde dolaşan bir gölge hep vardır.
Müzik sesleri gittikçe artarken halk tezgahlarını ellerinden geldiğince hızlı toplamaya çalışıyorlardı. Hepsi festivale yetişmeyi çok istiyorlardı.
"Kaptan Rhenatus'a olanları duydun mu?"
"O alçak içeriden çıkamaz artık." Pazarcı yaşlı kadın elma tezgahını toplarken bir yandan da söyleniyordu. Genç adam eline bir adet gümüş para bıraktı. "Soyguncu köpek. Hakettiği cezayı aldı sonunda."
"Sarayı soymaya kalkınca yakalandı tabii. Aciz, şerefsiz."
"Dilerim ki İmparatorumuz o iblisi asla affetmez."
"Affedeceğini sanmıyorum."
"Ben de. Muhtemelen içeride çürüyecek."
Kadın başını onaylarcasına salladı. Üstünü elleri yardımıyla silkeleyerek temizledi. Daha sonra bir karşısındaki adama bir de tezgahında kalan birkaç elmaya baktı. "Seni sevdim genç. Bu kalan elmaları alabilirsin. Hediyem olsun." Zaten çabucak ürünlerini bitirmeyi istiyordu kadın.
Genç adamın gözleri büyük bir sevinçle parladı, kocaman gülümsedi. "Ne kadar da yüce gönüllüsünüz! Çok teşekkür ederim."
"Rica ederim. Ailenle birlikte afiyetle ye." Kadın gülümsedi. En son ne zaman birini bu kadar mutlu ettiğini düşünmeye başlamıştı. "Bunu daha sık yapmalıyım." diye düşündü kendine kendine.
Genç adam elmaları almayı bitirince bir tanesini ısırdı ve sırıttı. "Tayfamla beraber afiyetle yiyeceğiz hanımefendi. Kaptan Rhenatus iyi günler diler." Kaptan, şapkasını çıkarıp nezaketen kadının önünde eğildi. Kadın ise adeta beyninden vurulmuşa dönmüştü.
Rhenatus aniden son hız koşmaya başladı. Ardından "Seni soysuz köpek!" diye bağıran kadını umursamadan insanların arasına dalıyordu. "Bu o! Kaptan Rhenatus!" İnsanlar onun ismini bağırmaya ve bazıları peşine düşmeye başladılar. Böylesi Rhenatus için kesinlikle daha eğlenceliydi.
✤
"O aşağılık herif elimizden kaçtı!"
"Yeniden yakalayabilir miyiz ki?"
"Çoktan o lanet gemisine binip uzaklaşmıştır bile."
"İyi ya, biz de peşinden gitmeliyiz!"
"Majesteleri peşinden gitmememizi söyledi. Bugün Luminis Nocta, şiddet istemiyor."
Prenses Elara odasına giden uzun koridorun başında belirince tüm muhafızlar başlarını öne eğdiler. "Majesteleri."
Prenses Elara ellerini önünde birleştirip muhafızlara baktı. "Neler oluyor?"
"Kaptan Rhenatus kaçtı."
"Babamın haberi var mı?"
"Var majesteleri."
Prenses başına aşağı yukarı salladı ve yavaş adımlarla odasına ilerledi. Bu ülkenin meselelerine odaklanmak istemiyordu. Her şeyi babasına bırakmak ona göre en iyisiydi. Odasına girdi ve direkt masasına oturdu.
Sarayın en yüksek kulesinde, kalabalığın uğultusundan uzak bir oda vardı. Luminis Nocta'nın ışıkları, şehri altından bir deniz gibi sararken, Prenses Elara avuçlarında tuttuğu mürekkep şişesini hafifçe salladı. Aşağıdaki kutlamalar, onun için bir özgürlük değil; daha da sıkılaşan zincirlerdi.
Kalemini parşömene değdirdiğinde şehirdeki hiçbir sesi