27.09.2026
Melike Şahin ~ Sağ Salim
İnsanların doğum günlerini unutulmaz kılan aynı gün ölmeleri değilse nedir?
Kayaları döven hırçın karanlığa bakarken içimden yalnızca gülümsemek geliyordu. İşi koca bir topluluğu güldürmek olan o palyaçonun sessiz feryatları gibiydi yüzümün aldığı hal, biliyordum. Özenle yaptığım makyajım saatler boyu süren gözyaşlarımdan sebep yüzüme dağılmış, güzelliğimden eser kalmamıştı.
Güzelliğimden.
Hani dillere destan güzelliğimden. Hani zarardan başka bir şey getirmeyen güzelliğimden. Hani sonumu getiren güzelliğimden.
Bir hıçkırık daha taştı dudaklarımdan. Gözyaşlarımı dudaklarımla kuruladım. Kendi tuzlu tadıma karışan muhtemelen rimelimin berbat tadıydı ya da ölümün kıyısında olmanın verdiği o kekremsi tattı. Bilemiyordum ve zaten bunun pek de önemi yoktu.
Benim buradan, bu karanlıktan çıkma hevesim yoktu. Sabahı görme, sabahın nuruna bulanma ihtimalim kalmamıştı.
Bir adım daha attım. Ayağımın altından kayan taş uçurumdan düşüp o karanlığa kavuştu. Birazdan o taşla aynı kaderi paylaşacaktım. Olur da cesedim parçalanmadan bulunursa da ailemden kimse sahip çıkmayacaktı cenazeme, biliyordum.
Öyle ya. Büyük günahkardım. Allah'ın verdiği cana kıydı diyeceklerdi arkamdan. Allah'ın verdiği cana ettikleri zulmü konuşacak tek bir insan evladı olmayacaktı.
Affetmeyecektim ama. Allah benden hesap soracak, ben beni rabbimin huzuruna boynu bükük gönderenlere ah edecektim. Ölümüm bile temizlemeyecekti içimdeki kini.
Her şeyin bir sona kavuştuğu an vardı. Benim sonum da bu andı. Dünyaya geldiğim bu lanet günde yazacaktım sonumu. Çiçeklerle örmek için dünyaya kafa tuttuğum yolun sonu cehenneme varacaktı ama dert değildi. Cennetse de cehennemse de kendi sonumu kendim yazacak, kendimden başka kimseye yenilmişliğimin zaferini tattırmayacaktım.
Sonraki adım ölümdü. Sonraki adım cehennemdi. Sonraki adım sonsuz bir huzurdu.
Ama sonraki adımım olmadı.
Kolumdan asılan bir el beni kuvvetle kavrayıp geri çektiğinde az önce ölüme yürüyen ben değilmişim gibi bir korkuyla çığlığı bastım. Kolumdan çekilip geri döndüğüm o tek bir saniyede aklımdan milyonlarca olasılık geçti. Her şey olabilirdi! Herkes olabilirdi! Ölmek istiyordum evet ama o sonu benden başkasının yazmasına hele ki ölümden beter bir ihtimalin sonunda bedenimin sonsuz bir azaba hapsedilmesine rızam yoktu. Issız bir dağ başında, bir uçurum kenarında insanın aklına gelebilecek en iyi ihtimallerdi düşündüklerim, haksız değildim.
Ama sonra içimden taşan o korkuya rağmen dimdik döndüm arkamı. Döndüm ve bütün o ihtimalleri yerle bir eden öfkeli bir suretle karşılaştım.
"Ben de seni aklı başında biri bellemiştim. Sende var ya, sike sürülecek beyin yokmuş!"
Her şeyi berbat edişi, bütün direncimi yerle bir edişi yetmiyor gibi ettiği küfürle içimdeki öfke birdenbire alev aldı ve havalandırdığım elimi düşünmeden indirdim göğsüne. "Ağzını topla gerizekalı! Kim var sanıyorsun sen karşında!"
Göğsündeki elimi sıkıca tutup öfkesi bedenini ele geçirmiş bir halde üzerime adımladı. "Dik