MAGANDA KURŞUNU YİNE CAN ALDI: GENÇ ÖĞRETMEN DÜĞÜNDE CAN VERDİ
NİĞDE (BHA) – Niğde’nin Ulukışla ilçesine bağlı Çakallar Köyü’nde dün öğle saatlerinde gerçekleşen bir düğün, maganda kurşununun hedefi olan genç bir öğretmenin ölümüyle yas yerine döndü. Kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce açılan ateş sonucu ağır yaralanan 30 yaşındaki Kağan Uluçınar, kaldırıldığı hastanede yaşam mücadelesini kaybetti.
Edinilen bilgilere göre olay, köy meydanındaki düğün merasimi sırasında meydana geldi. Öğrencisinin ablasının mutluluğuna ortak olmak için düğüne katılan Uluçınar, kalabalığın arasında bulunduğu sırada nereden geldiği henüz tespit edilemeyen bir kurşunun sol göğsüne isabet etmesiyle kanlar içinde yere yığıldı. Görgü tanıklarının ifadelerine göre, silah seslerinin ardından büyük bir panik ve arbede yaşandı.
Ağır yaralı halde Ulukışla Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Uluçınar, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Acı haberi alan ailesi, İstanbul’dan Niğde’ye gelerek hastanede sinir krizleri geçirdi. Hayatını kaybeden Kağan Uluçınar’ın İzmitli tanınmış iş insanı Nuri Yaşar’ın damadı olduğu öğrenildi. İdealist bir eğitimci olan Uluçınar’ın, gönüllü olarak özellikle köy okullarında görev yapmayı tercih ettiği bilgisine ulaşıldı.
Jandarma ve emniyet birimleri, silahı ateşleyen zanlıyı tespit etmek ve olayı tüm yönleriyle aydınlatmak amacıyla geniş çaplı bir soruşturma başlattı.
***
Aradan yedi koca yıl geçmesine rağmen, aynı gazete haberini her okuduğunda ilk kez görüyormuş gibi sarsılıyordu. Kare şeklinde kesip özenle sakladığı kâğıdın üzerine süzülen gözyaşı, önce haberin mürekkebine, sonra da yılların değiştiremediği o köklü acıya karıştı. Her seferinde aynı şey oluyordu. Ne zaman onu hatırlasa, damlalar sadece sol gözünden firar ediyordu.
Hıçkırığını bastırmak istercesine elinin tersiyle yüzünü sildi. Gözleri buğulu, kirpikleri nemli ve yukarı kıvrıktı. Ayna tam karşısındaydı bakmadı. Zaten pek arası yoktu aynalarla.
Nasıl göründüğünden ziyade, ne hissettiğiyle meşguldü ve o hissettiklerini bir türlü unutamıyordu. Geçmişin ağırlığı titreyen dudaklarına bindi, acı bir tebessüm olup yüzüne yerleşti. O unutulmaya yüz tutmuş ses, zihninin kuytu bir köşesinde yeniden yankılandı.
"Ağlama! Bilhassa benim gibi biri için sakın ağlama. Onca günahıma bir yenisini daha ekleme. Öyle ıslak kahvelerle bakma gözüme. Ağlama!"
Yıllar geçse, hatıralar silikleşse de sesi kulağındaydı. Sesler ruhun duvarlarına asılı kalıyordu. Kimi zaman tatlı, kimi zaman zehir gibi acı. Ama hep derininde, sönmeyen bir sızıyla. Gençliğinde kurduğu o toz pembe hayaller ve kulağına fısıldanan bu sözler hafızasından asla silinmeyecekti. Ne yaşandıysa, hükmü öylece kalacaktı.
Haber kupürüne iliştirilmiş vesikalık fotoğraftaki yüzene parmak uçlarıyla usulca dokundu. İçinden gelen sessiz bir duayla Allah’tan onun ruhu için merhamet ve rahmet etmesini diledi.
Ruhu şad olsun diyerek kimsesizlerin kimsesine emanet etti. Elindeki haber yazılı gazete kağıdını ikiye katladı. Sanki emaneti kalbine mühürlermiş gibi hafifçe göğsüne bastırdı. Bu kadarı kafiydi.
Yatağın üzerinde duran kendi gibi ruhen yorgun valizi,