Kitaplar Özellikler İletişim İndir
BİR DÜNYANIN İKİ UCU
Aşk/Romantizm

BİR DÜNYANIN İKİ UCU

0Beğeni
34Okunma
3 Bölüm
6,508Kelime
33 dkSüre
07.02.2026Tarih
Oğuz , on yaşındayken
İstanbuldan kurban bayramı için Diyarbakır’ın
Karacadağ eteklerindeki Zeryan köyüne gelirdi.
Lâl yedi yaşındaydı.
Gitmenin ne demek olduğunu bilmiyordu.
Kalanlar, gitmeyi öğrenmezdi zaten.
Oğuz her gelişinde değişirdi.
Lâl her gidişinde biraz daha susardı.
Oğuz, Lâl’in sessizliğini çocukken de çözemedi.
Lâl, Oğuz'un rahatlığını o zaman da anlayamadı.
Biri için doğal olan,
diğeri için fazlaydı.
Batı, Oğuz'a seçenekler sundu.
Doğu, Lâl’den sabır istedi.
Aynı topraklardan gelmediler,
aynı kurallarla büyümediler.
Biri seçmeyi öğrendi,
diğeri katlanmayı.
Sevmek istediler.
Ama çocuklukta başlayan bir sevgi,
büyüyünce aynı yerde kalabilir miydi?
Gitmeyi öğrenen biriyle
kalmayı öğrenen biri
aynı hayatı seçebilir miydi?
Ve insan,
sevdiğiyle aynı dünyaya ait değilse
yine de sevmeye devam edebilir miydi?

GİTMEKLE BAŞLAYAN DÖNÜŞ

14 YIL ÖNCE (2011) 

Yaz sabahıydı.

Güneş henüz yükselmemişti ama toprak uyanmıştı. Lâl bunu hissedebiliyordu. Ayakkabılarının altındaki serinlikten, havadaki tozdan, uzaktan gelen horoz sesinden.

Lâl Yedi yaşındaydı.

Bazı sabahlar yedi yaş, insanın üstünde büyük dururdu.

Annesi “dedene uğra da gel” demişti. Lâl ses etmeden başını sallamıştı. Köyde kimse bir yere “uğramazdı” aslında; herkes bir yerden bir yere geçerdi. Evler arası mesafe kısa, akrabalık uzundu.

Yol boyunca dut ağaçlarına baktı. Dalları ağırdı. Henüz koparılmamış meyveler vardı. Elini uzatmadı. Dedesi kızardı; izin almadan koparmayı sevmezdi.

Bahçe kapısına geldiğinde durdu.

Bahçeden sesler geliyordu.

Gülüşmeler.

Koşan ayakların toprağa vuran sesi.

Bir topun çite çarpışı.

Köyün çocukları bahçedeydi. Lâl onları görmeden bile tanıyordu; sesleri her yaz aynıydı. Ama bu bahçe diğerlerinden farklıydı. Bu, öbür dedesinin bahçesiydi. Lâl buraya sık gelmezdi. Yabancı gibi hissederdi kendini.

Bahçe kapısının önünde durdu.

Demir kapı kapalıydı.

Bir an ne yapacağını bilemedi. Geri dönmeyi düşündü. Sonra içeriden gelen kahkaha sesi onu durdurdu. Kapıya yaklaşıp küçük eliyle demire dokundu. Soğuktu.

Kapıyı çaldı.

İlk başta ses kesilmedi. Çocuklar hâlâ oynuyordu. Lâl bir kez daha vurdu; bu sefer biraz daha güçlü. İçeriden ayak sesleri duyuldu. Toprağın üstünde hızlı adımlar.

Kapı açıldı.

Karşısında bir çocuk duruyordu.

Lâl başını kaldırmak zorunda kaldı. Çocuk ondan uzundu. Yüzü güneşte esmerleşmişti, saçları dağınıktı. Üzerinde tozlu bir tişört, dizleri kirlenmiş bir pantolon vardı. Elinde hâlâ oyundan kalma bir taş tutuyordu.

Oğuz

Ama Lâl bunu bilmiyordu.

Çocuk kapıyı yarıya kadar açtı, tam gülmüyordu ama sert de değildi. Merakla baktı.

— “Kime bakmıştın?” dedi.

Sesi kalındı.Lâl biraz çekindi. Elbisesinin kenarını sıktı. Gözleri bahçenin içine kaydı; koşan çocuklara, ağacın gölgesine, toprağa.

— “Dedeme…” dedi kısık bir sesle.

— “Hangi dedene?”diye sordu çocuk

Lâl durdu. Küçük kaşları çatıldı. Büyüklerin kullandığı kelimeleri tam bilmiyordu.

— “Dedemin kardeşine .”

Çocuk bir an sustu. Sonra başını yana eğip kapıyı biraz daha açtı.

— “O evde,” dedi, bahçeyi işaret ederek. “Ama şimdi içeride.”

Lal içeri girmedi. Kapının eşiğinde kaldı. Çocuk da fark etti bunu. Bir adım geri çekildi, sanki yol açar gibi.

— “Gel,” dedi. “Oyun oynuyoruz.”

Lal başını sallamadı. Hayır da demedi. Sadece baktı.

Çocuklar ona bakmaya başlamıştı. Yabancıydı. Elbisesi temizdi. Köyden ama aynı bahçeden değildi.

— “Adın ne?” diye sordu çocuk.

Lal dudaklarını ısırdı.

— “Lâl .”

Çocuk başını salladı. İsmi kafasında tartar gibi.

— “Ben de…” dedi ama cümleyi bitirmedi. Arkadan bir çocuk bağırdı:

— “Oğuz , topu atsana!”

Lâl o ismi o an duymadı. Sesler birbirine karıştı. Sadece kapının önünde duran çocuğun tekrar ona baktığını gördü.

Çocuğun bakışı bir an daha Lâl’in üzerinde kaldı.

Sanki karar veriyordu.

Sonra aniden, hiç sert olmadan, küçük ama kararlı bir hareketle Lâl’in bileğine dokundu.

Parmakları sıcaktı.

Toprak kokuyordu.

Lâl irkildi ama elini çekmedi. Çocuk kapıyı biraz daha açtı ve onu nazikçe içeri doğru çekti.

— “Gel,” dedi