Riva, hayatının en dağınık ve en kırılgan döneminden geçerken, sadece biraz nefes almak ve her şeyi unutmak için çıktığı o gecede, kendini hiç beklemediği bir hikâyenin tam ortasında bulur.
Geçmişin yükü, ailesinden uzaklaşmanın yarattığı boşluk ve içindeki tarifsiz kırgınlık, onu düşünmeden hareket etmeye sürükler.
Ama bazen en küçük anlık kararlar, insanın tüm hayatını değiştirmeye yeter.
O gece karşısına çıkan adam ise sıradan biri değildir.
Onun bakışlarında saklı olan şey, Riva’nın alışık olduğu dünyadan çok daha karanlık ve tehlikelidir.
Başta bir oyun, hatta bir meydan okuma gibi başlayan cesareti, Riva’yı farkına bile varmadan geri dönüşü olmayan bir yolun eşiğine getirir.
Riva artık sadece kendi geçmişiyle değil, adım attığı bu gizemli dünyanın kurallarıyla da yüzleşmek zorunda kalır.
Ve sabah olduğunda… hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Çünkü bazı geceler sadece yaşanıp bitmez; insanın kaderine sessizce yön verir.
.
.
.
.
.
.
Riva, on yıldır bir hayaletle yaşıyordu.
On yedi yaşında, henüz çocuk denecek bir yaşta başlamıştı o ilişkiye.
Uzak mesafe, telefon ekranlarında geçen geceler, özlemle büyüyen yaralar.
Hep o çabalamıştı. Uçak bileti alacak parayı biriktiren, mesajlara ilk cevap veren, özür dileyen, affeden, bekleyen hep oydu.
Karşı taraf ise hep bir adım geride, hep bir bahane önünde.
Geçen sene, aldatıldığını öğrendiğinde, sanki on yıllık bir rüya değil de bir kâbusmuş gibi uyandı.
Kırk sekiz saat boyunca ağlamadı bile. Sadece sustu.
Depresyon sessizce yerleşti evine; perdeler kapalı, telefon şarjda unutulmuş, mutfakta birikmiş tabaklar.
Mardin’den kaçalı yıllar olmuştu. Küçük yaşta ailesine kafa tutmuş, “Ben kendi yolumu çizerim,” diyerek valizini toplamış, başka bir şehre taşınmıştı.
Ailesi zengin, aşiretin en köklülerinden. Para vardı, nüfuz vardı, ama Riva istememişti.
Belki de o vardı diye.
Ne mirası, ne de “kızımız evlenmeli” baskısını.
Annesi her telefonda aynı nakaratı tekrarlardı:
“Kızım, yaşın geçiyor. Mardin’de bekar erkek mi kalmadı? Birini bulalım, görücü usulü, usulünce olsun.”
Riva her seferinde aynı cevabı verirdi: “İstemiyorum anne.”
Sevgilisi olduğunu söyleyemezdi.
Çünkü sevgili, annesinin gözünde “evlenecek adam” demekti.
Oysa Riva’nınki öyle değildi. O sadece… vardı. Ve Riva’nın tüm hayatını onun etrafında dönüyordu.
Yıllar geçtikçe annenin sesi yumuşadı.
Belki Mardin’de gerçekten uygun adam kalmamıştı. Belki de Riva’nın “istemiyorum”ları o kadar keskin gelmişti ki, kadın pes etmişti. Artık sadece “Nasılsın?” diye soruyor, gerisini getirmiyordu.
Ama