BİR KAVANOZ
BÖĞÜRTLEN REÇELİ
‘’Anne hani nerede börtlenler?’’ Duru’nun elinden tutarken onun, börtlen, demesine güldüm.
‘’Geldik sayılır meleğim. Bak şuradalar işte.’’ Elimle bizim elma bahçesiyle yandaki bahçe arasında doğal bir set oluşturan böğürtlen çalılarını gösterdim Duru’ya. Aslında bahçe sınırları genelde daha temiz tutulurdu ama yan bahçe bir akrabamıza aitti ve bahçe sahibi yaşlı çift birkaç sene içinde sırayla vefat edince bahçeleri de biraz bakımsız kalmıştı. İçinde bir de ev olan büyük meyve bahçesi çocuklarından birine miras kalmış, ancak miras sahibi aile şehirde yaşadığı ve bahçe işlerinden pek anlamadıkları, belki de ilgilenmek istemedikleri için yabani otlar ve böğürtlen çalıları da başını alıp gitmişti. Benimse bu duruma şimdilik bir itirazım yoktu çünkü reçel yapmak için bu çalılarda epey böğürtlen bulacağımdan emindim.
Çevredeki böğürtlen çalılarının meyvelerini toplayıp reçel yapmayı annem sayesinde adet edinmiştim. O da beni yanına alıp böğürtlen toplamaya çıkarırdı bu mevsimde ve harika reçeller yapardı. Çocukluğumdan beri en sevdiğim reçellerden biri kesinlikle buydu ve meyvesini kendim toplamaktan büyük bir zevk alıyordum. Yabani meyve çalılarından böğürtlen toplarken bir çeşit terapi görüyor gibi huzurlu hissediyorum yalan yok. Ve her sene sonbaharı iple çekiyorum bu yüzden. Renk değiştiren yapraklar bahçelerin arasındaki patikalara dökülüyor, bahçelerde çalışanlar artık yavaş yavaş evlerine çekiliyor, doğa daha sakin ve ıssız kalıyordu. İşte ben bu sakinliği ve pastel tonlarla süslü manzaranın içinde dolaşırken hissettiğim ıssızlığı garip şekilde seviyorum. İtiraf edeyim, beni zaman zaman ürpertse de garip şekilde cezbedici bu kendi haline bırakılış.
Elma bahçesine ve doğal olarak böğürtlen çalılarına ulaşmak için kaderine terk edilmiş iki katlı eski evin ve önündeki devasa çam ağacının yanından geçmek zorundaydık. Mal sahibi kendi mülkünden diğer bahçelere geçiş için yol vermiş ki o iki huysuzun buna nasıl izin verdiğine hep şaşırmışımdır, bu şekilde patika evin önünden kıvrılarak diğer bahçelere uzanmıştı. Bu yolu da çok severdim, zaman zaman yürüyüşe çıkıp elma toplamak bahanesiyle gelirdim bu tarafa. Bizim ev de pek uzakta olmadığından kısa ama dinlendirici bir yürüyüş olurdu benim için.
‘’Börtlenler tatlı mı anne?’’
‘’Evet, hem de çok lezzetliler. Ama toplarken dikkat edeceğiz çünkü çalıların dikenleri var.’’
Duru bana sevimli sevimli kafasını salladı. O sırada eski evin önünden geçiyorduk. Evin küçük ahşap bir kapısı ve yine küçük pencereleri vardı. Masallardaki gizemli evlere benzetirdim burayı hep. Hani şu cadıların ve kaybolan çocukların olduğu masallara. Evin önünden akan küçük su arkının üzerine sağlam birkaç kütükle yapılmış ve zaman içerisinde çamurlu ayaklar sayesinde toprak bağlamış, hatta çimle