•••
Nasıl başlar ilk hissedişler. Bir kişinin size karşı davranışları ve sözleriyle mi? Yoksa gece gördüğün bir rüya ile mi? Sizin bir insana karşı hissettiğiniz ilk anı hatırlıyor musunuz? Hangi duyguları hissetmiştiniz acaba?
Aşık olduğunuzu ilk hissettiğinizde hangi duygulara ve düşüncelere kapıldınız anemon çiçeklerim.
Duygularınız da bir an olsun korku oldu mu acaba? Ya da içinizi kaplayan kocaman bir mutluluk mu vardı? Böyle mi başladı yoksa ilk hissediş? Bir o kadar yakın bir o kadar da uzakmıydı herşey...
Sevgi ile içiniz ısınırken aşk ile kavruluyor muydunuz her gece...
Aşk; akılda başlayıp kalpte büyütmekmiş meğerse. Zaman geçtikçe kendini aşkın içinde bulursun.
Mutlu bir son olması ümidiyle bu aşkı yaşamak istersin.
Aşk tarif edilemeyecek bir duygu. Kelimelere, cümlelere aktaramayacak kadar güzel.
Hayata hatta kalbimize bıraktığımız kocaman ama bir o kadar da güzel, sancılarla dolu bir izdir aslında.
•••
ŞİMAL SARDIÇ
Uzun bir aradan sonra tekrar yazmaya başlamıştım. Annem gittiğinden beri yazmaya cesaret edemiyordum nedense.
Şimdi nasıl oldu da yazmaya cesaret edebildim anlamış değilim.
Sebebi ne olabilirdi?
Belki de yazarak annemi tekrardan yaşatabileceğimi, herşey eskisi gibi devam edecekmiş, duygusunu hissetmiş ve bu dürtüye yenik düşüp, yazmaya tekrar başlamış olabilirdim. Aslında öfkem, çaresizliğim ve içimdeki boşluk hissi ile beni okuyan anemon ailesine yazıvermiştim.
Galiba hissettiğim boşluğu beni okuyan okurlarımla doldurabiliyordum kimbilir. Duygularımı, düşüncelerimi bütün gerçekliğiyle anlatmıştım.
Az çok da beni anlayacaklarını ummuştum sanırım.
Öfkemin nedeni babam, çaresizliğimin nedeni ise annem, içimdeki boşluk hissi ise geçmişte yaşanan güzel anıların bir daha yaşanamayacak olmasıydı.
Aslında buradaki geçmiş annemin varlığını sıcaklığını hissedememiş olmamdı. Eskiden kendime çok kızıyordum. Neyi yanlış yaptım da annemin sıcaklığı gitmişti.
Ellerimin arasından nasıl kayıp gidebilmişti. Anlayamıyordum.
Bu acıya katlanmak o kadar zordu ki annemle birlikte bende kayıp gittim. Bir uçurumun kenarındayım sanki. Annemin, yanıma gelmesini bekliyordum.
Zaman geçse de acımın kavurucu sıcaklığı hiçbir yere gitmiyor, aksine daha çok artıyordu. Bu kavurucu sıcaklığın içinde yanmak ve hapsolmak istiyordum.
Annemin sıcaklığı vardı çünkü.
İşte o zaman annemle birlikte yaşadığımı hissediyorum.
Benim kalbim cam parçalarıyla dolu ama yine de annem orada yaşıyor bu bile yetiyordu bana.
Yeniden ayağa kalkabilmek, kalbim kırık da olsa yaşamımızı sürdürmem lazımdı annemin de dediği gibi ;
"Güldüğünde ikimizde birer çocuk gibiyiz."
Hala çocuk kalabilmemiz için gülmem şart. Ağlayarak daha fazla annemi öldüremezdim.
Bunca seneden sonra kızmam gereken kişinin ben değil, babam olduğunu anlamıştım.
Aslında en başından beri babama kızgındım. Ama annemi kurtaramadığım için bunca sene hep kendime kızmış, kendimden nefret eder hale gelmiştim.
Babam denilen adamın annemin ölümü ile alakası varken hala yaşıyor olması beni delirtiyordu.
Ona karşı hissettiğim tek duygu kocaman bir nefret.
Annemin vefatı ile sanki annemi öldüren kişi kendisi değilmiş gibi, kendisini büyük bir boşluğa bırakmıştı. O boşlukta sadece annem ve kendisi vardı.
Gözü asla çocuklarını görmemişti.
Böyle yaparak zaten