Bazen bir şehir insanı yalnız bırakmaz ama bazen bir insan koskoca bir şehrin içinde seni yapayalnız hissettirirdi. Benim için bu şehir kalabalıktı, gürültülüydü. İnsan doluydu. Bu şehir ne kadar doluysa, içim de bir o kadar boştu. Otobüs camına yansıyan siluetimi izlerken fark ettim bunu. Gözlerim sanki eskisi gibi parlamıyordu. Çünkü “o” yoktu. Poyraz’ın adını içimden geçirmek bile göğsümde ince bir sızıya dönüşüyordu. Sanki kalbim onun adını her an duyacakmış gibi tetikteydi ama bir yandan da onun sesine hasret kalmaktan yorulmuştu.
Eskiden onunla aynı şehirde nefes almak bile yetiyordu bana ayrıca aynı havayı soluduğumuzu bilmek kalbimi hızlı attırmaya yetiyordu. Ama şimdi? Aynı gökyüzünün altında bile değilmişiz gibi hissediyordum. Başımı cama yasladım camın soğukluğu tenime değdiğinde irkildim. İnsan birine bu kadar alışabilir miydi? Sesine, bakışlarına , “prenses” diye seslenişine… Kendimi hep özel hissettirirdi küçük bir çocuk gibi heyecanlanırdım yanında.
Bana her “prensesim” deyişinde gözlerimin içi gülerdi. Gözlerimi kapattığımda sanki her şey yeniden canlanıyordu gözümde. Sanki bir parçam İzmir’de kalmıştı ve ben ne yaparsam yapayım o parçayı kahretsin ki geri alamıyordum. Telefonumu avuçlarımın arasına alıp ekranı açtım. WhatsApp'a girdiğimde ilk onun adı vardı. Son konuşmamızın üzerinden saatler geçmesine rağmen bana günler geçmiş gibi gelmişti. “İyi geceler prenses.” yazmıştı en son. Ona içimdeki her şeyi dökmek istedim. Ona demek isterdim ki;
“Ben sensiz iyi değilim, bu mesafe beni öldürüyor, yanımda olmadığın her saniye içimden bir şeyler eksiliyor, yerine konmuyor.”
Ama tabii bunları yazamazdım ben güçlü görünmek zorundaydım çünkü ben Buğlem’dim ama gerçek şu ki ben kendimi tanıyamıyorum bazen. Lisede sıklıkla yaşadığım duygu değişimleri şu sıralar nüksetmişti. Sanki beynimin içimde iki kişi yaşıyordu. Bu hisle yaşamak beni çok zorluyordu. İnsanlar hep hakkımda ileri geri konuştu. Dengesiz dediler, sinir bozucu dediler, dedilerde dediler. Bunlar umurumda olmamıştı ama şu an yaşadığın duygular çok karışıktı artık kendimi tanımaz hale geldim ben bu durumdayken Poyraz’ın beni sevip yanımda olması ve beni ben olduğum için sevmesi bana güç veriyordu. Ama bir şeylerin ters gittiğinin farkındaydım. Bir şeyler ters gidiyordu ruh halimin sürekli değişmesi ve yaşadığım huzursuzluk beni içten içe yiyip bitiriyordu. Ailem bana hep “Sen böylesin”
“Klasik Buğlem” işte deyip geçiştiriyorlardı evet, ben böyleydim ama artık duygularımla baş edemiyordum. Başımı geriye yasladım.
Kalabalık içindeydim ama yalnızdım. Sesler vardı ama anlamları yoktu. İnsanlar vardı ama hiçbiri “o” değildi. Ve en kötüsü ise onu ne kadar sevdiğimi, onu kaybetme korkusuyla yaşamaya çalışmaya başlamıştım. Henüz adını koyamadığım bir karanlık yavaş yavaş içime sızıyordu.
Otobüs durduğunda düşüncelerimden sıyrılıp kendime geldim. Herkes inmiş, ben kalmıştım en son ben indiğimde sanki ruhum orada, cama