Haziran’ın ilk günlerinde sıcaklığın 30 dereceyi bulduğu şehirde gün hızla batarken nemden ciğerlerine oksijen alamadığını hisseden Dicle yandaki şezlongta yüz üstü yatan arkadaşına söylendi.
“Nefes alamıyorum resmen daha ne kadar kalacağız Esra?”
Başını dayadığı kolundan kaldıran sarışın kız aylar sonra memleketi Antalya’ya gelmiş sarı tenine karamel tonları kazandırmak için güneşin her yudumundan istifade etmek isteyerek bronzlaşmak için gün boyu sere serpe yatmıştı “Çok az daha.” Dedi uykulu bir sesle.
Dicle ise sıkılmıştı. Diyarbakırlı bünyesine, tatil yapmak için geldiği memleketteki insanların giyimi pek bir ağır gelmişti.
Netice Diyarbakır erkekleri yazları 50 derece sıcaklığın altında bile şort giymeyip pantolonla dolaşırken Antalya’da kadın erkek fark etmeksizin yarı çıplak giyinmiş insanlar hayal gücünü epey zorlamaya başlamıştı.
Aslında bir filmde izlediğinde ya da sosyal medyada gördüğünde hiç yadırgamamıştı ama canlı canlı görmek bir tuhaf hissettirmişti işte.
“Bronzlaşacağım, yanacağım dedin, güneş kayboldu gitti, hadi gidelim artık.”
Esra arkadaşının hoşnutsuzluğunun geçici olmadığını fark ettiğinde yerinden ağırca kalktı. Sarı saçlarını çözüp eliyle dağıtırken “Ne yapayım hayatım, herkes senin kadar şanslı doğmuyor.” Deyip ilk defa, mayo giyen arkadaşını baştan aşağı süzdü.
“Kusursuz beyaz bir tenin, mavi gözlerin var. Güzelleşmek için hiçbir şey yapmana gerek yok ki ben ancak hafiften yanarsam sarı saçlarım bir anlam kazanıyor!”
Dicle onun istediğini acayip buldu. “Kendine haksızlık ediyorsun sen olduğun halinle çok güzelsin. Şuradan geçen bir insan normal bakmadı bana, tuhaf hissettim işte başka bir galaksiden gelmişim gibi.”
“Canım benim sen millete bön bön baktığın için sana tuhaf bakıyorlar!”
“Bana bakmasalar tuhaf baktığımı nasıl görecekler ki?”
“Onu diyorum beybisi, ilk önce böyle bir afet güzel kim ki diye dönüp bakıyorlar sonra da surat ifadeni görünce tuhaf bir an yaşanıyor!”
Dicle küskünce omuzunu silkti.
“Bu kadar açık giyinirsem olacağı bu, tabi herkes bakar!”
Esra ise 1800’ncü açıklamasını yaptı.
“Dicle, Antalya’dayız, hani başka şehirde olsan Diyarbakır’da falan endişeni anlayacağım!
Seni en ünlü beachlerden birine getirmişim, herkes normal bir şekilde mayosuyla dolaşıyor, denize giriyor! Tadını çıkar! Bir tane hanzo, hırbo yok dikizleyip baka-“
“Orada dur işte, geldiğimizden beri saymaya çalıştım başaramadım, kaç tane herif döndü döndü baktı!”
Esra artık pes etmek üzereydi, asla kast ettiğini anlamıyordu. Kimse gelip rahatsız etmemiş, ayı gibi davranmamış ve yılışmamıştı. Keyiflerini bozacak hiçbir şey yaşanmamışken arkadaşının ortama hala uyum sağlayamayıp yadırgamasına anlam veremiyordu.
Bir kere Dicle dikkat çekmeyecek gibi değildi ki dönüp bakmasınlardı ama doğduğu topraklar ve yetiştirilme tarzı kızın güzelliğinin farkında olmamasına sebebiyet veriyordu.
Yine de sabırla ve kızgınca “Biz buraya neden geldik?” diye sordu.
“Tatil için ama-“
“Aması yok Dicle, diplomamızı almışız, mezuniyetimizi yapmışız, Ankara’ya veda edip şükür ki sıcak denizlere inmişiz, ne diye söyleniyorsun ki?”
“Söylenmiyorum sadece ne bileyim, alışık değilim işte! Ankara’da