1. BÖLÜMFerit Westcgol
"Ferit, kalk artık!"
Kapının arkasından gelen annesinin sesiyle odanın içindeki sessizlik bozuldu. Ferit birkaç saniye boyunca gözlerini açmadan yatağında kaldı. Telefonu komodinin üzerinde titremeye devam ediyor, sabahın güneşi ise koyu renkli perdelerin arasından odaya sızıyordu.
Saat 10.42'ydi.
Ferit sonunda elini uzatıp telefonu aldı. Ekrana baktığında gece boyunca gelen onlarca bildirimin arasında babasının iki cevapsız aramasını gördü. Kaşlarını kaldırdı.
Babası bu saatte onu arıyorsa ya gerçekten önemli bir şey vardı ya da yine hayatını düzene sokmaya çalışıyordu.
İkincisinin olma ihtimali çok daha yüksekti.
"Ferit!"
"Beş dakika!"
"Yarım saattir beş dakika diyorsun!"
Ferit yatağın içinde sırıttı.
"Demek ki işe yarıyor."
Kapının arkasından annesinin söylendiğini duydu. Ferit telefonu yatağın üzerine bırakıp ağır ağır ayağa kalktı. Onun için sabah diye bir kavram yoktu. Geç uyanması, planlarını son dakikada değiştirmesi veya bir yere geç kalması hayatındaki insanları sinirlendirebilirdi ama Ferit bunların hiçbirini fazla önemsemiyordu.
Çünkü şimdiye kadar hiçbir şeyin bedelini gerçekten ödemek zorunda kalmamıştı.
Rusya'da doğup genç yaşta İstanbul'a yerleşen annesi bunu bazen fark ediyor, oğlunun sahip olduğu rahatlığın ileride başına iş açmasından korkuyordu. Babası ise aynı şeyi daha farklı görüyordu. Ona göre Ferit'in sorunu parasının olması değildi.
Sorunu, parasının onu fazla rahatlatmış olmasıydı.
Ferit banyodan çıktığında saat neredeyse on bire gelmişti. Üzerine siyah bir tişört geçirip saçlarını eliyle düzeltti ve odasından çıktı.
Merdivenlerden inerken annesini salonda buldu.
Kadın elindeki kahveyi bırakıp oğluna baktı.
"On buçuk."
Ferit saate bakıp umursamaz bir ifadeyle omuz silkti.
"Fark ettim."
"Baban seni aradı mı?"
"Aradı."
"Ne istedi?"
"Ofise gitmemi."
"Bugün mü?"
"Bugün."
Annesi başını salladı.
"Git."
Ferit salondaki koltuğa oturdu.
"Zaten gideceğim."
"Şaşırdım."
Ferit ona bakıp güldü.
"Anne, sabah sabah başlama."
"Ben başlamıyorum. Sen devam ediyorsun."
Ferit gülümseyerek ayağa kalktı ve mutfağa geçti. Masanın üzerindeki kahvaltıya göz attıktan sonra sandalyesine oturdu.
Annesi arkasından geldi.
"Akşam eve gelecek misin?"
"Bilmiyorum."
"Ferit."
"Tamam, geleceğim."
"Gerçekten?"
Ferit birkaç saniye düşündü.
"Belki."
Annesi gözlerini devirdi.
Ferit ise gülerek kahvaltısına devam etti.
Onu tanımayan biri Ferit'i ilk gördüğünde kendini beğenmiş bulabilirdi. Aslında tamamen haksız da sayılmazdı. Ferit, insanların ne düşündüğünü fazla önemsemeyen biriydi. Bir yere girdiğinde kimin kim olduğunu öğrenmeye çalışmaz, çoğu zaman insanlar onun kim olduğunu zaten biliyor olurdu.
Westcgol soyadı bunun için yeterliydi.
Babası yıllar içerisinde kurduğu şirketlerle İstanbul'un iş dünyasında kendine sağlam bir yer edinmişti. Ferit ise bu dünyanın içinde büyümüştü. Pahalı restoranlar, özel davetler, yazlıklar, seyahatler ve sürekli değişen arkadaş grupları onun için sıradan şeylerdi.
Sıradan olmayan tek şey ise sıkılmaması gereken bir hayatın içinde sürekli sıkılmasıydı.
Ferit'in istediği şey daha fazla para değildi.
Daha fazla özgürlük de değildi.
Henüz kendisinin bile adını koyamadığı başka bir şey arıyordu.
Belki tehlike.
Belki macera.
Belki de hayatında ilk kez gerçekten kendisine ait olacak bir şey.
Ama bunu şu an düşünmüyordu.
Onun için günün planı basitti.
Babasıyla kısa bir tartışma.
Ardından arkadaşlarıyla buluşmak.
Gece dışarı çıkmak.
Sonra eve dönmek.
Ertesi gün de aşağı