🎧FERMENTE DUYGULAR — PLAYLIST
Her hikâyenin bir sesi varsa, Ural ile Nilgün’ünkini de daha en başından duymaya başladım. Bu yüzden okurken onların duygularına eşlik etmesi için hikâye boyunca büyüyecek küçük bir playlist bırakıyorum buraya.
Bu şarkının yeri bende ayrı. 🤍Çıkış şarkımız ve tanıtım size emanet...
(Olacak Gibi Değil— Ersay Üner]
Bu, Fermente Duygular’ın çıkış şarkısı.
Ural ile Nilgün’ü yazmaya başladığım andan beri hikâyelerine en çok
yakıştırdığım, bazı sözlerinde dönüp dönüp onları bulduğum şarkı…
Kısacası bu hikâyenin ilk sesi o. Bundan sonra playlistimize yeni şarkılar eklenecek ama Ural ve Nilgün sahneye ilk kez bu şarkıyla çıkıyor.🎧🤍
Fermente Duygular
Tanıtım
BATAKLIK ÇİÇEĞİ
‘KARDİNAL’
Kardinal; Bataklığın Kırmızı Çiçeği…
Yanlış yerde açtığını sandığın hâlde köklerini tam da oraya salmış bir aşk… İlk anda yalnızca çekim sanılan, yaklaştıkça tutkuya dönüşen; uzaklaşmayı denedikçe köklerinin ne kadar derine indiğini hissettiren bir bağ...
Ural’la aramızdaki şey biraz Kardinal gibiydi. Birbirimize yalnızca âşık olmamıştık; zamanla birbirimizin toprağına karışmıştık. Bu yüzden vazgeçmek, bir çiçeği dalından koparmak kadar kolay değildi.
Kökünden sökmek gerekiyordu ve kökler sökülürken, toprak da yerinde kalmıyordu.
Derler ki aşk bataklığa benzer…
Neden böyle dediklerini hiç düşünmemiştim. Belki insan içine düştüğünü fark ettiğinde çoktan dizlerine kadar battığı içindi. Belki çıkmaya çalıştıkça daha fazla içine çektiği, nereye basacağını kestiremediğin, bir adım öncesine kadar güvendiğin zeminin ayağının altında ne zaman kaybolacağını bilemediğin içindi…
Bana kalırsa başka bir sebebi vardı; bataklığa uzaktan bakan herkes yalnızca çamuru görürdü. Kimse içinde neyin kök salabileceğini merak etmezdi.
Aşk da biraz böyleydi belki. Dışarıdan bakanların yanlış, zamansız, hatta düpedüz aptallık sayabileceği bir şeyin içinde, yalnızca yaşayanın görebildiği bir güzellik büyüyebilirdi.
Ancak bataklıkta açan çiçeğe kimse dönüp bakmaz. Baştan kayıp sayarlar, diğerleri kadar sevilmeye layık görmezler. En başından eksik görür, güzelliğine inanmazlardı. Ben de bilmiyordum.
Böyle bir şeyin kendi içimde, bu kadar ansızın yeşerebileceğini hiç düşünmemiştim. En sağlam bastığımı sandığım yerin bir anda beni içine çekebileceğini… Nihayetinde kendi duygularıma hazırlıksız yakalanmıştım.
O gün bataklıkta açan çiçeklerin gerçekten var olabileceğini öğrendim.
İnsan, böyle bir yerde yetişen şeyin solgun olmasını bekliyordu nedense. Biraz renksiz, biraz boynu bükük… Sanki köklerini nereye saldığı, ne kadar güzel olabileceğine de karar vermek zorundaymış gibi.
Değildi…
Karşımda duran şey, ait olduğu yerden utanmıyordu. Çamurun içinden yükselmiş olmasına rağmen renginden hiçbir şey kaybetmemiş, aksine etrafındaki bütün o koyuluğun içinde daha da belirginleşmişti. Onu güzel yapan bataklıktan kurtulmuş olması değildi; tam ortasında, kimsenin güzellik aramayı akıl etmeyeceği bir yerde açabilmiş olmasıydı.
Uzun süre baktım. Sonra kendime kızacak kadar tanıdık bir şey buldum onda. Çünkü aklıma çiçeğin nasıl olup da orada yetişebildiği değil, Ural geldi.
Belki bazı şeyleri değerli yapan doğru yerde karşına çıkmaları değildi. Bazen bütün mesele, yanlış olduğuna yemin