Üniversiteyi kazanmış olmamın mutluluğu babamın beni çocukluk arkadaşım -aynı zamanda arkadaşının oğlu- Mert’le evlendirme kararıyla yerini hayal kırıklığına bırakmış, üzerimde sert rüzgârlar estirmeye başlamıştı. Bu rüzgârlar büyük bir fırtınanın habercisiydi fakat kimse bunun farkında değildi. Elimden tutacak, sığınacak kimsem yoktu. Babam bir karar vermiş, benden de bu karara uymamı beklemişti. Ben de beklentilerine istemeyerek de olsa evet cevabı vermiştim.
18 yaşımda üniversiteye gitmek için gün saymam gerekirken şimdi evlilik için gün saymaya başlamıştım. Düğün günüm yaklaştıkça ruhumda esen rüzgârlar beni Karadeniz gibi hırçınlaştırmıştı. Hırçınlığımın sebebini kimse anlamamış ya da görmezden gelmişti.
Ben babamın nazlı prensesi, abimin biricik kardeşi, annemin kıymetlisiydim. Üniversiteyi kazanmıştım, mimar olacaktım. Hayallerim vardı. Daha 18 yaşımdaydım ve ben evliliğe hazır değildim. Korkuyordum!
Annem okuyup bir meslek sahibi olmamdan yana olsa da babama itiraz edememişti. Abim de başlarda bu evliliğe karşı çıkmış, sonradan tanıdık bir aile olduğu için bilmediğimiz insanlardan daha iyidir diyerek evliliğimi onaylamıştı. Beni uzaklara vermek, gözünün önünden ayırmak istememişti. Bugüne kadar ailem beni el üstünde tutmuş, prensesler gibi yaşatmışlardı. Bir dediğimi iki etmeden bu yaşa getirmişlerdi. Bu yüzden aileme evlilik konusunda karşı gelememiştim. Mert’i sevmediğim halde onun karısı olacaktım.
Mert benden üç yaş büyüktü; kahverengi saçlı, kahverengi gözlü, uzun boylu, atletik vücutlu olmasına rağmen çocuksu yüzüyle oldukça hoş biriydi. Birçok akranım Mert'e âşıktı. Ben hariç... Mert'e açıkça onun için arkadaşlıktan başka hiçbir şey hissetmediğimi söylemiştim. Bu yaşına kadar her istediğini elde eden şımarık Mert beni ailesini devreye sokarak elde etmeyi başarmıştı. Şu an müebbet hapishanemin anahtarı parmağımı süslüyordu. Aşk halkam diyemiyordum. Çünkü sevmediğim bir adama ömür boyu mahkûm olmama sebep prangadan başka bir şey değildi. Onu sevmeyeceğimi, onunla hayatın bana zindan olacağını bilmesine rağmen Mert aileme hayır diyemeyeceğimi bildiğinden benden vazgeçmemişti. Mert’in babası ile babamın arkadaşlığı gençlik yıllarına dayandığı ve uzun yıllardır ailecek görüştüğümüz için babam detaylı bir araştırma yapmaya gerek görmemişti.
Ben hiçbir zaman Mert ve ailesinin yaşam tarzlarından hayata bakışlarından hoşlanmıyordum. Çünkü sonradan görme, her istediklerini para ile yapabileceklerini düşünen, sözde namus düşkünü bir aileydi. Ancak oğullarının İstanbul’daki çapkınlık hikâyelerini mahallemizde bilmeyen yoktu. Mert tabiri caizse magazin programları deyimi ile playboy olmuştu ve ailesi bu durumdan şikâyetçi değildi. Tabi ki o erkekti, çapkınlık erkeğin elinin kiriydi. Eğer çapkın değilse sorun olurdu. Maalesef toplumumuzun genel düşüncesi, kadının alnının kiri erkeğin elinin kiriydi. Karadeniz’in geleneksel ailelerinden olduğumuzdan bizim aile içinde böyle şeyler çok önemliydi. Erkekler için normal olan bu durum biz kızlar yapsak namusumuza leke sürmüş sayılıyorduk.
Dedem bu yüzden halamı karnında bebeğiyle evden kovmuş, babam da halamla ve en