EVA
"Ooooo afiyet olsun Kadriye hanım! Maşallah, Rabbena hep bana! Azıcık bizi de çağırsana kız, hep tek başına götürüyon!"
Kadriye abla koca göbeÄŸiyle ayaÄŸa kalkıp balkon korkuluÄŸuna dayandı.Â
"Kız sanki çağırsam gelip adamakıllı yiyecen!"
Omzumu silktim.Â
"Valla ben orasını bilemem! Çağırıyor musun, yok!"
"Aman be, yürü git! Zaten ortada kürdan çöpü gibi gezip sinirimi bozuyorsun!"
Gülerek balkonun altından yokuÅŸ aÅŸağı ilerlemeye devam ettim.Â
Kadriye abla bu mahallenin en dedikodusever ablasıydı.Â
Ha bir de tabii yaptığı börek çörekle ve o koca göbeÄŸiyle ünlüydü.Â
Eee, bütün o kekleri tek başına oturur yerse öyle şişerdi işte!
'Sanki kadın sana balkondan aşağı tabak uzattığında alıp yiyorsun Eva!'
İç sesime karşılık gözlerimi devirdim.
Eh, haklıydı. Öyle elde yapılan pastayı çöreÄŸi pek yemezdim. Alışkın deÄŸildim.Â
Eve ait olan her ÅŸey boÄŸazımda kalırdı benim. Çünkü kendim bir eve ait deÄŸildim.Â
Yokuşu tamamen indiğimde Oğuz abinin araba yıkamacısına da ulaşmıştım. Etrafı ufaktan bir kolaçan edip dükkana girdim.
"Selamünaleyküm beyler!"
Çay içen birkaç çocuk dönüp saygıyla cevap verdi.Â
"Aleykümselam abla."
O sırada Serdar da elinde bir bardak çayla yanıma geliyordu.
"Oo, Eva ablam hoÅŸ geldin."
Elindeki bardağı bana doğru uzattı.
"Buyur iç."
Normalde teslimat yaptığım yerlerde yiyip içmek pek huyum deÄŸildi ama Serdar'ı severdim, iyi çocuktu.Â
Uzanıp elindeki bardağı aldım.Â
"OÄŸuz abi yok mu?"
Serdar kendine de bir bardak çay doldururken cevap verdi.
"Yok abla, yengeye kadar gitti."
Gülerek masanın önündeki boş sandalyeye oturdum.
"Meşruya mı, gayrimeşruya mı?"
Serdar da gülerek karşımdaki sandalyeye oturdu.
"Gündüz vakti gittiğine göre, sence abla?"
"GayrimeÅŸruya diyorsun."
Serdar elindeki bardağı masaya bırakıp çayına ÅŸeker attı.Â
"Sen napıyorsun abla, nasıl gidiyor hayat?"
Omzumu silktim.Â
"BildiÄŸin gibi iÅŸte, bizde bir deÄŸiÅŸiklik yok."
Bardağımda kalan çayı kafama dikip boÅŸalan bardağı masanın üzerine bıraktım.Â
"Neyse, şimdi Oğuz abinin gelmesi uzun sürer. Al sen şunu, kendisine iletirsin."
Serdar uzattığım paketi aldı.
"Dikkat et ha! İçinden aşırırsan gebertirim seni!"
"Abla sen de bir acayipsin ha! Hem uyuşturucu taşıyorsun hem içmemize kızıyorsun."
Ensesine bir tane yapıştırdım.Â
"Ulan g.t, yaşın kaç daha senin?!"
Serdar acıyan ensesini ovuştururken söylendi.
"Abla ya, vurup durma çok acıtıyorsun."
"Sen de adam ol!"
İşaret parmağımı yüzüne doÄŸru tehditvari bir ÅŸekilde salladım.Â
"Bana bak, içtiğini görürsem yakarım!"
"Tamam abla, tamam. Benim işim olmaz öyle şeylerle zaten."
"İyi. Hadi kalın selametle."
Dükkandan çıkıp az önce indiÄŸim yokuÅŸu geri tırmanmaya baÅŸladım.Â
Buraların bir numaralı uyuşturucu kuryesi bendim. Benden iyisi henüz Orta Doğu ve Balkanlarda görülmemişti.
Bölge benim hakimiyetim altında olduÄŸundan kim içiyor kim içmiyor illaki bilirdim. O sebeple mahalledeki gençlerin korkulu rüyasıydım.Â
Herkese uyuÅŸturucu taşırdım ama henüz reÅŸit bile olmamış çocuklara acırdım. SaÄŸda solda satanı, satın alanı görürsem de çok pis tartaklardım.Â
Tekrar Kadriye ablanın balkonunun altından geçerken artık orada oturmadığını gördüm. Kesin bir dedikodu öğrenmiÅŸ, onu komÅŸuya yetiÅŸtirmeye falan gitmiÅŸti.Â
Muhtemeldi.Â
Birkaç sokak daha arşınladıktan sonra kürkçü dükkanıma giriÅŸ yaptım.Â
"Nerede kaldın lan? Patron kaç saattir seni