Kitaplar Özellikler İletişim İndir
Gecenin Şarkısı
Aşk/Romantizm

Gecenin Şarkısı

13Beğeni
80Okunma
6 Bölüm
9,994Kelime
50 dkSüre
26.01.2026Tarih
Gecenin Şarkısı, geçmişin gölgesinde kalan bir aşkın, kayıpların ve yarım kalmış cümlelerin hikâyesi...
Gece ve Mirza, çocukluklarında başlayan bağlarını yıllar sonra acılar, sırlar ve yanlış anlaşılmalarla yeniden sınamak zorunda kalır. Ailelerin kararları, kaybolan bir bebek, söylenememiş sözler ve kaderin acımasız oyunları arasında, ikisi de kalplerinin sesini bastırmaya çalışır. Ama bu ortaya çıkan sırlarla hiç kolay olmayacaktır.
Ama bazı aşklar...
Zamana gömülse bile susmaz.
Ve bazı şarkılar...
Sadece gecede duyulur.
Aşk, dram ve kaderin iç içe geçtiği bu hikâyede, kalbinizin en derin yerine dokunacak bir yolculuğa hazır olun.

1. Bölüm: Aşkın Sessizliği

Genç kadın, sabahın erken saatlerinde çalan alarmın sesiyle gözlerini araladı. Dün gece işten çok geç dönmüştü. Göz kapakları hâlâ ağırdı, bedeni yorgundu ama asıl yorgunluk ruhundaydı. Derin bir iç çekerek telefonu eline aldı, alarmı kapattı ve saate baktı; daha sekizdi. Bir gün daha... Aynı ağırlıkla başlayan bir gün daha.

Yatakta doğrulup yüzünü ellerinin arasına aldı. Aynalı konsolun üzerinde duran, âşık olduğu adamın fotoğrafına takıldı bakışları. Kalbi yine o tanıdık sızıyla burkuldu. Neden hâlâ? diye sordu kendine. Onca yıl geçti. Onca şey oldu. Ama kalbim hâlâ ilk günkü gibi sana çarpıyor, Mirza.

“Neden?”

Yıllardır zihninden silinmeyen tek soruydu bu.

Hayatı değişmişti. Şehir değişmişti. İnsanlar değişmişti. Ama kalbi... Kalbi yerinde sayıyordu. Dudakları titreyerek sevdiği adamın adını fısıldadı.

“Mirza...”

Bu ismi söylediği her seferde göğsünde bir şeyler parçalanıyordu. Mirza onun çocukluk aşkıydı. Onlar birlikte büyümüşlerdi; aynı sokaklarda koşmuş, aynı gökyüzüne bakmış, aynı hayalleri kurmuşlardı. Ne zaman bu hayaller parçalandı? Hangi anda kader bizi iki ayrı yola savurdu?

Ama yaptıkları bir hata yüzünden babası onları ayırmıştı. Gece, babasını düşündükçe içini yakıcı bir nefret kaplıyordu. Senden nefret etmek istemiyorum, diye fısıldadı içinden. Ama beni senden başka ne koruyabilir? Keşke babasından bu kadar nefret etmeseydi. Keşke her şeye rağmen onu affedebilecek gücü bulabilseydi. Ama biliyordu; keşkeler yalnızca acıyı çoğaltıyordu. Babasının ona yaşattıklarını unutamazdı. Beni hayattan kopardığın o anı... Beni Mirza’dan, bebeğimden, kendimden ayırdığın o günü...

İçinde derin bir acı vardı. Bu acı bedenine yayılıyor, kemiklerine kadar işliyordu. Sanki içimde sürekli kanayan bir yara taşıyorum. Elleri ayakları tutmaz hâle geliyordu. Kaderine karşı koymak isterdi ama kader neydi ki? Ben mi yazdım bunu? Yoksa doğduğum anda çoktan yazılmış mıydı? Kendisine bahşedilen köle bir hayatı mı yaşıyordu, bilmiyordu. Bildiği tek şey vardı; sevgisizliğin altında ezilerek uyuduğu ve her sabah aynı eziklikle gözlerini açtığıydı. Sevilmediğim bir hayatta nefes almak neye yarar?

Düşüncelerinden sıyrılıp çıplak ayaklarını yataktan sarkıttı. Buz gibi parkeye bastığında içindeki uyuşukluk biraz dağıldı. Acı en azından beni canlı hissettiriyor. Ayağa kalkıp banyoya ilerledi. Günlük rutinini mekanik bir şekilde tamamladı. Aynaya baktığında gördüğü kadın ona yabancıydı. Bu ben miyim gerçekten? Gülmeyi unutan, sevdiğini uzaktan seven, her sabah aynı boşlukla uyanan kadın ben miyim?

Gardırobundan taytını ve beyaz tişörtünü aldı, giyindi. Spor ayakkabılarını da ayağına geçirip sabah koşusu için evden çıktı. Koşmak... En azından kaçıyormuş gibi hissettiriyor.

Koşuya çıktığında telefonunu yanına almazdı. Kimseye ulaşmak istemiyorum. Kimsenin bana ulaşmasını da. Evinden kırk beş dakika uzaklıktaki eczanenin önüne kadar koşar, dönüşte yürüyerek pastaneden çörek alırdı. Küçük alışkanlıklar... Hayatımda kontrol edebildiğim tek şey belki de bunlar.

Gece temiz havayı ciğerlerine çekti. New York’ta gün yeni

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play