Mayıs ayının öğleden sonraki esen hafif meltemi, ortama rahatlatıcı bir serinlik yayarken, dört katlı bir binanın önünde duran, eşya taşıma kamyonundan apartmanın ikinci katındaki daireye hararetle eşyalar taşınıyordu.
Kamyonun sahibi ve iki çalışanı eşyaları dikkatle taşıyıp, salona koyarlarken, Selin elindeki temizlik malzemeleri ile odalardan birine girmiş, temizlik yapıyordu. Beş yaşındaki oğlu Selçuk’da annesinin peşinden ayrılmıyor onun olduğu odanın bir köşesinde küçük oyuncak arabasını sürüyordu.
Selin oğlu ile beraber odanın temizliğini halledip, salona geçti. Eşyaların hemen hemen hepsi taşınmış, bir kaç kutu kalmıştı. Montajlanması gereken eşyaları da hızlıca koyulacakları odada montajlamışlardı.
Selin çantasını eline alarak, kamyon sahibine yaklaştı ve cüzdanından kararlaştırmış oldukları parayı çıkartarak verdi. Adam parayı sayıp cebine koyarken, çalışan delikanlılarda son kutuları getirmişlerdi.
Selin onlara teşekkür edip kapıdan yolcu etti ve evine girdi. İlk temizlediği odaya oğlunun eşyalarını yerleştirecekti. Oğlunun kıyafet dolabını yavaş hareketlerle çekiştire çekiştire, odaya sokmayı başardı. Kafasında hayal ettiği köşeye yerleştirip yorgunca bir nefes aldı.
Her şey bir anda olmuştu. Mert’in kumar oynadığını öğrenmesi, her şeylerini kaybetmeleri, oğulları için biriktirdikleri parayı bile kumarda harcaması. Öğrenir öğrenmez anında boşanma davası açmış ve boşanmışlardı. Oğlunu da alarak teyzesinin yıllardır boşta duran evine, buraya taşınmıştı. Farklı bir şehir, farklı bir mahalle, farklı bir düzen. Hepsi bir anda olmuştu. Teyzesinin İstanbul’da bir evi olduğunu bile bilmiyordu. Boşanmadan sonra ne yapacağını düşünürken, tesadüfen kuzeni Bora, aramış, başından geçenleri ona anlatmış, o da bu evin adresini vererek burada kalmasını istemişti. Kendisi yurt dışında yaşıyor, buralara pek gelmiyordu zaten. Boşta duracağına sen kullan demişti.
Yeniden salona geçip, oğlunun yatağını çekiştirerek götürdü bu sefer. Tek kişilik bir yatak olduğu için fazla zorlanmamıştı. Ama yine de yerine götürüp koyuncaya kadar gücü tükenmişti. Neyse ki kendi yatağını, odasında montajlamışlardı. Odanın halısını da getirip yere serdi. Oda az çok tamamlanmıştı. Selçuk’a baktığında salonun ortasına konuşmuş koltukların üzerinde arabalarıyla oynadığını gördü. Tam bir araba hastasıydı. Her gördüğü oyuncak arabayı almak istiyordu.
Selin telefonundan saate baktı. Akşam yemeği zamanı gelmişti. Yemek yapacak malzeme de yoktu. Evin tam adresini de bilmiyordu. Yapılabilecek tek şey oğluyla birlikte evden çıkıp, bir yerlerde yemek yemekti. Tam gitmeleri için oğluna sesleneceği sırada kapı zili çaldı. Durduğu yerden kapıya doğru yürüdü ve açtı. Karşısında kırklı yaşlarda bir kadın, samimi bir şekilde, gülümseyerek duruyordu. Selin de kadına bakıp samimiyetle gülümsedi.