Kitaplar Özellikler İletişim İndir
Hayata Dair
Gençlik

Hayata Dair

1Beğeni
2Okunma
3 Bölüm
4,732Kelime
24 dkSüre
27.01.2026Tarih
Evinde oturup aşkın kapısını çalmasını bekleyen herkese,
“Aşık olmanın mevsimi yok bence; güneş her doğduğunda, rüzgar her estiğinde, bir yağmur damlası yere her düştüğünde, dalgalar kıyıya her çarptığında, lapa lapa kar her yağdığında, istediğimiz her zaman aşık olabiliriz. Hem de öyle her seferinde başka birine, başka bir şeye aşık olmamıza gerek yok. İnsan defalarca aynı şeye aşık olabilir.”

1.BÖLÜM: FREN VE GAZ

Güneş Keskiner:

Şimdi eskiden olduğum yerden çok uzaklardayım; başka bir evin içinde, başka bir mutfakta başka bir pencereden bakarken çorbamı karıştırıyorum. Kendimi buraya ait hissetmeye çalışıyorum, bu yeni yere. Artık eskiden gittiğim dondurmacı sokağımın köşesinde değil hatta bu yeni yerin yakınlarında tanıdık gelen hiçbir şey yok. “Her şey yeni olacak.” derken bu kadarını kast ettiklerini düşünmemiştim. 

Kendime ait sıcacık odamda kitabımı okur, dersimi çalışırken hayal ederdim hep kendimi. İstediğim saatte dışarı çıkabileceğimi, bir bankta huzurla otururken köşedeki kafeden aldığım kahveyi yudumlayacağımı düşlerdim. Ama şu an hayal ettiğim geleceğin içindeyken açık camdan esen keskin rüzgar yeri soğutuyordu ve ben de çorbamı karıştırmaya devam ediyordum. Kaşığı çıkarıp kenara koyarken ocağın altını kıstım, camı kapatmam gerekirdi ama bu havada beni büyüleyen bir şey vardı. 

Camın kenarına yaklaşıp camın önündeki ilk gün geldiğimde eşyalarımın bir çoğunu koyduğum çıkıntıya yaslandım. Etraf İstanbul’da olmadığı ve olamayacağı kadar sessizdi, rüzgar ağaçların dallarının sallanmasına ve birbirlerine çarpmalarına neden oluyordu sadece. Rüzgarın sesini dinlerken soğuk havayı içime çektim ve ciğerlerimi doldurmasına izin verdim. 

~~~~~~ 

“Irmak sabahın kaçı ne oldu, bir şey mi oldu?” derken bir anda gerçekten ona bir şey olmuş olabileceği ihtimali kafama dank etti, hızla ekledim. “Sana bir şey mi oldu? İyi misin?” Kahkaha attı, ”İyiyim iyiyim.” Sonra gülmeye devam ederek yarım yamalak “Sen dedin ya hani, beni ara sabah diye. Yani öyle mesaj atmışsın gece, şimdi onu gördüm ve uyandırma servisi olduğunu düşünüp aradım.” 

“Tamamen unutmuşum, ne zaman yazdığımı bile hatırlamıyorum.” 

“Tamam sorun değil, uyandın mı peki sen? Yoksa yatmaya devam mı etmek istersin?” diye sordu. Gerçekten kalkmalıydım fakat sıcacık yatağım ve yorganım benimle flört ediyorlardı. Onlara kanmayıp doğruldum, “Çok sağ ol, tamam ben kalktım.” 

“Emin misin? Yataktan çıktığını söyleyene kadar beklemeliyim bence.” Haklı sayılabilirdi her an kendimi uykunun kucağına geri bırakabilirdim. 

“Tamam, tamam kalktım.” Benim kalktığıma ikna olunca Irmak telefonu kapattı, ben de yataktan çıkıp su ısıtıcısını çalıştırdım. Sabahlar hakkında sevdiğim tek şey uyanınca içeceğim kahveydi hatta bazı günler sırf kahve içebilmek için uyandığım oluyordu. Kahve içince ayılır insan sözü benim için biraz farklı çalışıyordu, ben kahve içmek için ayılıyordum. 

Sabahın körüne kodlama dersi koydukları için kendimi direkt kampüse attım. Güneş tam doğmadığından sabahları da hava buz gibi oluyordu, ellerimi montun kollarından içine sokarak kendimi pofidik montumun içine gömdüm. Dersliğin önüne vardığımda insanlar derse yarım saat olmasına rağmen kuyruk oluşturmuşlardı. Benim gibi erken gelen bu kadar insanın olmasına hala alışabildiğim söylenemezdi ve buraya geldiğim

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play