Pencere kenarında oturan bir kuş görüldüğünde bir haber gelir derlerdi eskiler. Zeyra Hanımağa bu sabah pencerede gördüğü kuşu düşünüp duruyor, içinden hayırlara vesile olsun diye dua ediyordu.
Kahvaltıdan sonra oğulları ve kocası şirkete gitmişti. O ise kızlarıyla birlikte her gün yaptığı gibi yine konak işlerine koşturmaya başlamıştı.
Tüm gün konak işleriyle, yemek listesiyle ilgilenirken bile aklı gördüğü kuştaydı. İnanırdı Zeyra. Hayvanların insanlara mesaj vermek istediğine daima inanırdı. En büyük oğlu Ezman’a hamile kaldığını öğrenmeden iki gün önce camına bir güvercin konmuştu.
Oğlu Ezman aklına gelince canı sıkıldı. Diğer kadınlarla birlikte karşı köyden iki gün önce oturmaya gelen Emine kadının Dicle ile senin oğlanı gördüm geçenlerde diye kulağına fısıldaması o gününü zehir etmişti. Ezman’a sormak istemiş ama bir kadının lafıyla da inanmak istememişti.
Oğlu kimi isterse onu alırdı da işte Dicle olmazdı. Hiç olmazdı. Oğlunun ağzından laf almayı denemesi gerekiyordu kısa zamanda. Böyle bir şey varsa, yol yakınken vazgeçmesi en doğrusuydu.
Gün yerini geceye bırakırken konağın dışında olan ev sakinleri birer ikişer gelmeye başlamıştı. Mutfağa geçip kızlara sofrayı hazır etmelerini salık etmiş, kocasını karşılamak için yeniden avluya geçmişti.
Tüm Bicanlı ailesi toplandığında akşam yemeği yenilmiş, çaylar içilmişti. Yatağına girdiğinde Zeyra yeniden bakışlarını cama çevirdi. Yanına ilişen kocasına sokulurken bir kez daha duasını kalbinden tekrar etti. “Hayırlara vesile Allah’ım.”
Sabahtan beri içini sıkan bir şey vardı da bir türlü rahat bırakmıyordu kalbini. Bir el sanki kalbini avucuna almış da sıkıp sıkıp duruyordu.
Kalbinde dua, dilinde dua kocasına ilişen Zeyra Hanımağa uykuya daldı.
***
Tüm Şanlıurfa gecenin sessizliğini giyinmişken Bicanlı konağının kapısı gürültüyle çalmaya başladı. Eli yüreğinde uyuyan Zeyra kabuslarla dolu uykusundan çabucak sıyrıldı. Kocası Hozan Ağa da uyanmış ve gürültünün nedenini öğrenmek adına avluya yönelmişti. Zeyra hızlı bir şekilde giyinip kocasının ardından avluya indi.
Ezman da gürültüyle birlikte avluya ilk inenlerden biriydi. Dicle ile dakikalarca telefonda konuştuktan sonra yeni uyuyabilmişken gürültüyle gözlerini açmıştı.
Evin avlusuna doğru kolundan savrulup atılan bir Hevi görmeyi beklemiyordu. Kara gözleri çakmak çakmak oldu ve kuzeni Berdan’ın üzerine doğru yürüdü.
“Sen ne yaptığını sanarsın?” dediği sırada Berdan’ın öfkeli sesi Ezman’ın sesini bastırdı.
Berdan kardeşinin tuttuğu Cihan’ı da öne savurup Ezman’a doğru fırlattı.
“Hevi kaçarken sen ne yapıyordun Ezman Ağa!”
Zeyra ve yanına gelen kızı Berçem çığlık atmamak icin ellerini ağızlarına kapattı. Hozan Ağa’nın eli kalbime doğru gitti. Ortanca oğlu Bedir, Hevi’ye doğru öfkeyle adım attığı anda abisi tarafından engellendi.
Hevi hıçkıra hıçkıra ağlıyor, af diliyordu. Belki diye düşündü Ezman, ağlamasaydı yalan derdi de görünen manzara başka hiçbir duruma mahal vermeyecek derecede ortadaydı. Yine de doğrulama ihtiyacıyla bakışları kardeşine döndü. Can paresine, en kıymetlisine... Abisinin kalbine