Gece saat üç kırk dörttü. Genç kadın, gecenin en sessiz saatinde yine pencere kenarında dalgın dalgın oturuyordu. İçeride uyuyan eşinin nefes alış verişlerini duyabiliyordu. Yerinden kalkıp çocuklarının odasına gitti, üzerlerini şefkatle örttü. Sonra tekrar pencere kenarına dönüp oturdu. Gözlerindeki o buğu hâlâ yerinde duruyordu.
Yine tartışmışlardı eşiyle. Artık üzüldüğünü saklayamıyor, bazen sesini yükselterek konuşuyordu. “Otuzunu geçince insanın tahammülü azalıyor mu acaba?” diye geçirdi içinden. Evlendiği ilk günden beri sürekli eleştiren, söylenip duran, özellikle de ailesinin sözünden çıkmayan biriydi eşi. Kendi inkâr etse de onların etkisinde kalıyordu. Çok küçük konular bile her defasında yorucu tartışmalara gebeydi.
Esra kitaplığına baktı. Okuması bile yıllar önce sorun olmuştu. Aldığı kitaplar, ailenin dedikodu konusuydu. “Biri bitmeden diğerini alıyor,” diyen kayınvalidesinin etkisinde kalan eşi, günlerce yüzünü asıp gezerdi evin içinde. Önceleri eşi televizyon izlediği zamanlarda, çocukların ödev yaptığı saatte çayını alıp okurdu. O saatler sakince oturabildiği nadir anlardı. Küçük kızı resim yaparken büyük oğlu da yazı yazar ya da annesi gibi kitap okurdu. Açık plan mutfak, hemen arkalarındaki oturma odası ile iç içeydi. O saatlerde kitap okurken eşinin söylenmeleri başlardı:
“İlgilenmiyorsun benimle, yanıma gelip televizyon izlemiyorsun...”
Esra bazen annesine bu konuyu açar; annesi de “O evde olmadığı zamanlarda oku kızım, laf verme ağzına,” derdi. Yazmak ise başlı başına bir tartışma konusuydu zaten. Esra zamanla yalnız kalmaya, kendine alan yaratmaya başladı. Eşinin vardiyalı çalıştığı gündüzleri veya geceleri kitaplarına ayırıyordu.
Eşi Musa ise elinde kitap görmediği zamanlar memnun oluyordu. “Kim kitap okuyor ki bu devirde? Çoluk çocuk sahibi kocaman kadınsın, başka işin mi yok?” derdi. Zamanla bazı konuları tartışmayı bıraktı Esra; ama eşi yine yeni bir konu buluyordu. Bugünün konusu ise arabaydı. Kapının önünde duran ama Esra’nın binmesine izin verilmeyen araba...
Genç kadın ehliyetini alıp sıcağı sıcağına sürmek istemişti ama eşi yine set çekmişti önüne. Oysa markete, okula, parka, kendi annesinin evine giderken hep otobüslere biniyordu. Kapılarının önünde araba dururken kullanamaması üzüyordu genç kadını. Ama Musa, arabayı bir ihtiyaç olarak gören eşini dinlemiyordu. “Kardeşi, komşuları, hatta arkadaşları biniyor diye o da istiyor,” diye düşünüyordu. “İşe giderken servisle gidiyorum, ben bile kullanmıyorum. Vermek istemiyorum sana,” deyip kestirip atıyordu.
Akşam yine tartışmışlardı. Çocuklar uyuduktan sonra eşi ona ilgiyle yaklaşmıştı ama Esra bu konuyu tekrar açıp netleştirmek istemişti. Gece yarısına kadar eşinin yine en sert, en geçilemez ifadesiyle karşı karşıya kalmıştı. Şimdi yine evliliğini, hayatını sorguluyordu. Musa zor bir adamdı, kendi de farkındaydı. Esra’nın aşırı bir isteği olmamıştı hiç. Bu araba meselesini de kadınsal bir şımarıklık olarak görüyordu Musa. Eşinin onu dinlemesini, sorgulamamasını istiyordu sadece. Esra ise sorguluyor,