Kitaplar Özellikler İletişim İndir
İki Şehrin İki Mevsimi
Aşk/Romantizm

İki Şehrin İki Mevsimi

6Beğeni
11Okunma
2 Bölüm
1,567Kelime
8 dkSüre
07.06.2026Tarih
Entrikadan, üçüncü şahıslardan, kavgalardan sıkılanlara göre bir hikaye bu. Karakterler nahif, atmosfer kibar.
Bolulu Edebiyat Öğretmeni Nida, Doğu görevinin üç yılını bitirmiş ve artık kurtulmanın yollarını aramaktadır. Hemen hemen 5 yıllık erkek arkadaşından herhangi bir evlilik atağı gelmezken Eskişehir'de gezindiği sırada birisiyle karşılaşır. Üniversite yıllarından aşkından harap olduğu Kaan.
Bakalım hayat onları nereye sürükleyecek?

Şebocuğum, neden beni nikahına alsın adam?Saçmalama!

Doktorlar Caddesi her zamanki kalabalığıyla akıp giderken, tramvayın metal raylarda çıkardığı o ritmik ses binaların arasında yankılanıyordu.

Haziran ayının hafif esintisiyle caddenin iki yanına dizilmiş ağaçların yaprakları hışırdıyor; insanların telaşlı adımları, cıvıltılı konuşmalarla birleşerek kulakları dolduruyordu.

Sağlı sollu mağazaları, kafeleri ve iş hanlarıyla yerli bir İstiklal Caddesi gibiydi.
İki eski arkadaş kol kola girmiş yürüyorlardı. Bir yandan okul günlerini yad ediyor, bir yandan hayatın yeni telaşlarından bahsediyorlardı.

Şebnem, beş yıl önce İşletme bölümünü bitirmiş, hayatını sayılar üzerine kuran bir muhasebeciydi. Kahverengi gözleri, aynı tondaki saçları ve ona entelektüel bir hava katan gözlükleriyle, 1.70 boylarında, hafif iri kemikli ama oldukça sıcakkanlı bir kadındı. Yakın zamanda evlenecek olmanın heyecanı her halinden belli oluyordu. Düğün hazırlıklarının yoğunluğu arasında onu ziyarete gelen en yakın arkadaşı Nida ile vakit geçirmek, ona tüm yorgunluğunu unutturmuştu.

Nida ise Şebnem’den iki yaş küçüktü; adeta nizamla çizilmiş bir tabloyu andıran yüzü ve bakışlarındaki derinlikle hemen dikkat çeken bir öğretmendi. Ela badem gözleri, her baktığı yeri yeşile boyayacak kadar canlıydı. Yumuşak yüz ve çene hattıyla feminen ama iddialı bir ifadesi vardı. Doğu görevinin zorlu ilk üç yılını bitirmiş, Bolu’daki ailesinin yanına gitmeden önce arkadaşının düğün telaşına ortak olmak istemişti. İki hafta sonra tekrar gelmek üzere vedalaşacaklardı ama kaderin onlar için başka planları vardı.

Tam o sırada, sokağın kalabalığı içinde Şebnem’in gözü birine takıldı. Hem çok tanıdık hem de bir o kadar yabancı bir sima... "Aa, Kaan değil mi o?" dedi heyecanla. Şebnem’in sesini duyan Kaan, aniden durup onlara döndü. Uzun boyu, sert ama karizmatik yüz hatlarıyla girdiği her ortamda ağırlığını hissettiren bir adamdı. Kara kaşları, kara gözleri ve yüzündeki hafif sakallarıyla "buradayım" diyen güçlü bir auraya, keskin bir çene hattına sahipti. Birçok kadının ilgisini çekse de o, işine ve mesafeli duruşuna odaklı yaşamayı severdi. Şebnem ile aynı fakülteden mezundu ancak o, mali müşavirliğin disiplinli yolunu seçmişti.

Kızları fark edince adımlarını onlara yöneltti. Nida’nın o an göğüs kafesinde çırpınan kalbinden habersiz, önce Şebnem’e elini uzattı. "Naber Şebnem? Bayağıdır görüşemiyoruz."

"Sorma Kaan, biliyorsun düğün telaşı var bende. Bak, davetiyeni erkenden yolladım, mutlaka bekliyorum!"

"Geleceğim tabii, merak etme," dedi Kaan. Ardından bakışlarını yavaşça Nida’ya çevirdi.

Nida, o saniyelerde yanaklarının kızarmaması için kendine sessiz dualar ediyordu.

Kaan elini nazikçe uzattı: "Sen de Nida’ydın, değil mi?"

Nida, adamın elini tutarken parmak uçlarından kalbine doğru bir sıcaklığın aktığını hissetti. "Evet... Bayağıdır görüşmüyoruz, nasılsın?"

"İyiyim, ya sen?"

Şebnem, aradaki o görünmez ama yoğun elektriği hemen sezmiş, muzipçe gülümsemişti. "Ya böyle ayaküstü olmaz, hadi hemen bir yerlere oturalım."

Kısa süre sonra kendilerini Adalar'da şirin bir kafede buldular. Çay boyunca uzanan yeşil

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play