"Yol boyunca huzursuzluk bedenimi ele geçirmişti; oturduğum yerde, burada olmamalıyım hissiyatıyla kıpırdandım. Kemal ile üç yıllık birlikteliğimizde, ailemden kaynaklı sıkıntılar nedeniyle hep dikkatli olmak zorunda kalmıştık."
"Bu duruma saygı gösterip beni idare etse de artık fazlasını istediğini imalarından anlayabiliyordum.
Ailem okumamı istememişti; evlenip evden gitmemi istiyorlardı. Evdeki varlığım onlara fazla geliyordu, bunu aklım ermeye başladığından beri farkındaydım.
Okuyup kendi ayaklarımın üzerinde durduğum gün bu evden gidecektim.
Ama hayat, ben planlar yaparken çoktan kararını vermişti."
Kemal, üçüncü yıl dönümümüze özel bir kutlama yapacağını söylemişti. Gece kalmak için izin almam konusundaki ısrarlarını net bir dille reddedince, “En azından geç dönmek için izin al” diyerek beni ikna etmişti.
Yol boyu içimi kemiren huzursuzluk azalmak yerine artmıştı. Yaklaşık iki saattir yoldaydık. Camdan dışarı baktığımda, akşam karanlığının çöktüğü ve evlerin tek tük olduğu orman yoluna doğru ilerlediğimizi görünce, ilk defa Kemal’in yanında kendimi güvensiz hissettim.
Gözlerim endişeyle etrafı tararken sağ elimle konsoldan destek alıp yerimde doğruldum; dışarıyı daha net görmek istiyordum.
“Kemal... Nereye gidiyoruz?” Sesimdeki endişe arabanın içinde titrerken Kemal sakinliğini koruyarak yola bakmaya devam etti. Endişemi göz ardı ederek, cevap vermeden arabayı sürmeyi sürdürdü.
“Kemal! Evden çok uzaklaştık, nereye gidiyoruz?”
Direksiyondaki parmakları huzursuzca kıpırdandı. Suçlu bir çocuk gibi gözlerini kaçırıp aynayı kontrol ettikten sonra yola bakmaya devam etti. Gecenin karanlığı karabasan gibi üzerimize çökmüştü. Orman yolunda ilerlerken ışıklar azalmış; ay ışığının ve araba farlarının aydınlığında görebildiğim ne varsa incelemeye çalışıyordum. Toprak bir yola girmiştik; lastiklerin taşlı yolda çıkardığı ses ve motor gürültüsü dışında çıt çıkmıyordu. Kemal hâlâ konuşmuyordu.
Sonunda iki katlı bir evin önünde durduğunda, kaşlarımı çatarak binayı inceledim. Aralı dudaklarımdan dökülen o titrek ve sessiz çığlık, Kemal’in kulağına kadar ulaşmıştı.
“Kemal? Neresi burası?”
“Birtanem, içeri gel. Sadece güzel bir akşam geçirmek istiyorum…”
Üzerimdeki şoku atamadan, sanki ağzıma ket vurulmuş gibi konuşmadan araçtan indim. Kemal hızlı adımlarla önden gidip cebinden çıkardığı anahtarların şıngırtısıyla kapıyı açtı. Tahta kapının gıcırtısı içimde bir yerleri titretmişti. Göğsüme oturan kasvetle ağır adımlarla ilerlerken içimden bir ses “Yapma,” diyordu.
İçeri girdiğimde; salonla mutfağın birleşik olduğu evin mutfak kısmında bizi karşılayan şık masayı görünce, her şeyi en ince ayrıntısına kadar başından beri planladığını anlamıştım. Bana yalan söylemişti.
“Kemal, bu ne?”
Ben masayı izlerken Kemal, rahat tavırlarla elindeki telefonu ve anahtarları sehpaya koyup yanıma geldi.
“Bizim için hazırlattım sevgilim. Beğenmedin mi?” Yüzünü boynuma gömüp kokumu içine çekerken ilk defa ondan uzaklaşmak istedim. Yanlış giden bir şeyler vardı.
“Hadi geçelim.”
Masaya ilerleyip sandalyemi çekerek beni oturtmuştu. Robot gibi ne derse yapıyordum. Haykırmak, buradan kaçıp gitmek istiyordum; ancak diğer yanım sevdiğim adamın bana ihanet etmeyeceğini söyleyip beni durduruyordu.
“Başka türlü ikna olmayacaktın sevgilim. Tek amacım