-"Mavi! Kızım uyuşukluğu bırak, çık artık şu odandan!"
Annemin sesiyle elimdeki son kitabı da kolinin içine yerleştirdim ve odamdan çıktım. Gerçiii... Artık odam değildi ama neyse... Kendi kendime bizi zorla evden çıkaran ev sahibine söylenirken Beste'nin odasına girdim. Beste benden bir sene sonra doğan küçük(!) kardeşimdi. Kahverengi saç ve aynı renk gözlere sahipti. Odasında, yatağının üzerine çıkmış, hayranı oduğu (benim daha adını bile bilmediğim) bir rock grubunun posterini duvardan sökmeye çalışıyordu. Yatağına otururken:
-"Gerçekten seni anlamayı deniyorum ama olmuyor be küçük kardeşim. Onca güzel kitapların posteri dururken adı bile duyulmamış birilerinin resmini niye asarsın ki?" dedim gözlerimi devirerek. Ben bunları söylerken Beste de duvardaki posteri hasarsız bir şekilde sökmüş, ardından bana dönerek:
-"Asıl ben seni anlamıyorum ablacığım. Kitaptaki ölmüş bir karakterin iki gün boyunca yasını tutmaktansa, pek de tanınmayan birilerinin posterini duvara asmayı tercih ederim." dedi. Şimdi gelin de kızın bu yarım akıllıya! Evet, kitaplara biraz(!) fazla düşkünüm ve her bir kitap karakterine aşık oluyorum, doğru ama bu benim en büyük hobimdi. Gerçi hobiden çok takıntıydı ama sonuçta iyi bir takıntıydı, değil mi? Beste'ye tekrar gözlerimi devirirken bu sefer önemli bir konuya değindim:
-"Beste, biz eşyaları topluyoruz ama anneme de üzülmesin diye söylemek istemiyorum. Belki sen duymuşsundur. Ev bulundu mu? Annemin ağzını bıçak açmıyor. Ben de sormuyorum ama içten içe merak ediyorum." Beste düşünceli bir şekilde:
-"Hayır, bir şey söylemedi ama bir ara teyzemle telefonda konuşurlarken Bursa'daki bir evden bahsediyorlardı. Ne olduğunu anlamadım ama sesi biraz endişeliydi." dedi. Bursa'daki bir ev mi? Bizim Bursa'yla ne alakamız olurdu ki? Ne bir akrabamız ne de bir tanıdığımız vardı. Beste'nin yatağından kalkıp bu sefer de mutfaktaki eşyaları toparlayan annemin yanına gittim. Madem artık taşınıyorduk ve yeni bir hayata başlayacaktık, o zaman aklımdaki tüm soruların cevabını bulmam gerekiyordu. Bardakları gazeteye saran anneme:
-"Anne, uzun zamandır içimi bir şey kemiriyor ama sana da üzülürsün diye söylemek istemiyorum." diyerek konuya giriş yaptım. Annem ilk önce aynı Beste gibi kahverengi gözleriyle beni süzdü, ardından anlayışlı bir şekilde gülümseyerek yanıma geldi. Ellerimi tutarken:
-" İçindeki ne geçiyorsa bana söyleyebilirsin. Anneler çocuklarının üzülmesindense kendilerinin mutsuz olmasını tercih ederler. Şimdi söyle bakalım, neymiş derdin?" diyerek benden bir cevap bekledi. Derin bir nefes alarak:
-"Anne, senin hep bizim için uğraştığının Beste de, ben de farkındayız ama yeni bir hayata başlayacaksak bu hayatın nasıl olacağını bizim de bilmek hakkımız. Evet, taşınıyoruz ama daha gideceğimiz yeri ve yaşayacağımız evi bile bilmiyoruz. Nereye gideceğiz