Kitaplar Özellikler İletişim İndir
İyi Bir Mucize
Dram

İyi Bir Mucize

2Beğeni
7Okunma
3 Bölüm
7,666Kelime
38 dkSüre
27.06.2026Tarih
Rhode Island kıyılarındaki Whitmore Malikânesi, dışarıdan bakıldığında kusursuzdu: eski bir aile adı, okyanusa açılan teraslar ve kuşaktan kuşağa aktarılan sessizlikler…
Eleanor Whitmore için hayat da uzun süre böyle görünmüştü.
Ta ki bir kaza her şeyi değiştirene kadar.
Kocası Arthur’un hayatta kalışı herkes için bir mucizeydi. Malikâne yeniden nefes alacak, hayat kaldığı yerden devam edecekti.
Fakat Eleanor, Arthur’da açıklayamadığı bir yabancılık sezmeye başladı; bir bakışın süresinde, bir sesin tonunda, unutulmuş küçük bir alışkanlıkta…
Whitmore Malikânesi’nde her şey hâlâ yerli yerindeydi.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
Neredeyse.

1. Bölüm

Okyanus o sabah gri ve dilsizdi. Gökyüzü, Rhode Island kıyılarının üzerine çökmüş kurşuni bulutlarla kaplıydı ama beklenen yağmur bir türlü başlamıyordu. Havada insanın göğsüne oturan, nefes almayı zorlaştıran ağır bir baskı vardı; patlamaya hazır bir fırtınanın o tekinsiz sessizliği. Rüzgâr esmiyor, asırlık ağaçların yaprakları bile kımıldamıyordu.

Whitmore malikânesinin arka arazisindeki aile mezarlığında toplanan kalabalık da bu sessizliğe ayak uydurmuş gibiydi. Cenaze için geniş çaplı bir duyuru yapılmamış, tören yalnızca aile üyeleri, birkaç eski dost ve şirket ortaklarıyla sınırlandırılmıştı. Orada bulunan insanların çoğu tabutun içindeki adamı gerçekte hiç tanımıyordu. Martin Whitmore onlar için yalnızca bir isimdi. Avrupa'da geçen sorunlu yılları, ardında bıraktığı borçlar, aileyle yaşadığı kopukluk ve hakkında dolaşan söylentiler yalnızca fısıltılar halinde kulaktan kulağa ulaşmıştı. Bu insanların mezarlığa gelme sebebi ölü adamdan çok, kazadan mucizevi şekilde kurtulan Arthur Whitmore'a destek olmak ve Eleanor'un yanında görünmekti.

Rahibin sakin ve tekdüze sesi açık mezarın üzerinde yankılanıyordu. Koyu renk maun tabut, iki yanında duran kalın halatlarla mezarın üzerine yerleştirilmişti. Tören kısa, resmi ve duygudan olabildiğince arındırılmıştı. Martin yaşarken ailenin dışına itilmişti; ölümü de aynı yalnızlıkla karşılanıyordu.

Eleanor, tekerlekli sandalyedeki kocasının yanında dimdik duruyordu. Siyah elbisesinin içinde solgun görünüyordu. Bir anlığına bakışlarını açık mezardan ayırıp aşağıya, Arthur'a çevirdi. Adam tabuta bakmıyordu. Gözleri mezarın dibindeki koyu toprağa kilitlenmişti. Yüzünün sağ tarafını kaplayan morluklar ve alnındaki dikişli yara, gri ışığın altında daha da belirginleşiyordu. Çenesi öylesine sıkılmıştı ki şakaklarındaki damarlar hafifçe atıyordu.
Eleanor yavaşça elini uzatıp kocasının kolçakta duran yumruk halindeki elini tuttu. Ona yalnız olmadığını hissettirmek, sessizce yanında olduğunu söylemek istemişti. Ancak parmakları tenine değdiği anda nefesi boğazında düğümlendi. Eli buz gibiydi. Bu yalnızca sabahın serinliği değildi; sanki kanın damarlardan çekildiği, yaşamın bedeni terk ettiği bir soğukluktu. Eleanor istemsizce ürperdi ve elini geri çekmeye çalıştı. Tam o sırada Arthur'un parmakları aniden kapanarak onun elini kıskıvrak yakaladı. O kadar sert sıktı ki Eleanor yüzünü buruşturdu, parmak kemiklerinin birbirine baskı yaptığını hissetti. Fakat Arthur başını bile çevirmedi. Bakışları hâlâ mezarın içindeydi. Sanki oraya inen tabutu değil, başka bir şeyi izliyordu.

Şok, diye düşündü Eleanor. Zihni bu anormal tepkiye mantıklı bir açıklama bulmaya çalışıyordu. Kardeşini kaybetmişti. Korkunç bir kazadan sağ çıkmıştı. Travma yaşayan bir insanın böyle davranması normaldi. Muhtemelen sadece üşüyordu.

Halatların gergin gıcırtısı duyuldu. Tabut ağır ağır aşağı inmeye başladı. Eleanor, elini bırakmayan o buz gibi parmakları kendi sıcaklığıyla ısıtmaya çalışarak yanında durdu. Birkaç dakika sonra ilk kürek toprağın cilalı ahşaba çarpan tok sesi duyuldu. Tören bitmişti. İnsanlar sessizce dağılmaya, taziyelerini sunmak ve o ağır atmosferden uzaklaşmak için malikâneye doğru yürümeye

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play