"Kaderimiz niye avucumuzun içinde yazılıdır, bilir misin?"
Mavi gözlerini karşısında titreyen yabancı bedende gezdirdi.
"Gerektiğinde gizleyebilelim diye... Niye bilir misin?"
Diyerek devam ettiğinde, elleri bağlı olan adamın diş takırtılarını, loş sarı ampulün aydınlattığı, boyaları rutubetten kabarmış ve yer yer dökülmüş duvarların yankılandığı o boş odanın içinde net bir şekilde duyabiliyordu.
"Çünkü güç gizden gelir. Gerçek niyetini kimse bilmeyecek."
Adama doğru ağır adımlarla yaklaşıp tepesine dikildi ve yüzüne baktı. Korku ve endişe, o an adamın kan çanağına dönmüş gözlerindeki son bakışın ta kendisiydi; dudakları titriyor, nefesi boğazında düğümleniyordu.
Hızlı ve acımasız bir hamleyle kafasına çektiği silahın metalik tıkırtısı, nemli ve ağır beton kokan bu bodrum katında keskin bir çığlık gibi yankılandı. Etraftaki kasvetli hava hissedilir derecede soğuktu; içerideki geniz yakan barut kokusuna, duvarlardan sızan küf ve ağır rutubet kokusu karışmıştı.
"Kaderin senin sırrındır; onu asla kimseyle paylaşmayacaksın..."
Koruması, cansız bedeni kollarından kavrayıp beton zeminde sürükleyerek odadan çıkarken, Kartal adımlarını odanın köşesindeki eski deri koltuğuna doğru yavaşça geri yönlendirdi.
"Öhm..."
Paslı demir kapının aralığından gelen hafif ve çekingen sesle başını kaldırdı.
"Sancar?"
"Evet, benim."
İçeri giren gencin gergin omuzlarına baktı.
"Sana birkaç haberim var."
Kartal direkt olarak soğuk, mesafeli ve sabırsız gözlerle bekliyordu; duymak istediği şey aslında başkaydı. Ancak Sancar'ın huzursuz bakışları, korumaların az önce sürükleyerek dışarı çıkardığı adamın arkasında bıraktığı koyu kan izindeydi.
"Onu öldürdün mü?"
Kartal sadece onaylar anlamda kafa sallamakla yetindi.
"Peki ama neden?"
"Bir mafya geleneği olarak, öldürülen çocuk koskoca Alkan Taşkın'ın oğlunun ağzına taş tıkılmıştı, hatırlarsın... Bunun anlamı, Taşkın'ın bir daha asla bir isim ele veremeyeceğiydi."
Sancar dehşetle gözlerini kocaman açtı.
"Köstebek başından beri Kaya mıydı?!"
"Evet ve Kaya artık ölü. Şimdi sen anlat bakalım..."
Sancar derin bir nefes alıp, üzerindeki gerginliği atmaya çalışarak başını salladı.
"Kardeşinden haber getirdim ancak maalesef hoşuna gitmeyecek."
Kartal merakla yürürken, kösele ayakkabılarının tok sesleri beton zeminde yankılanarak bakışlarını Sancar'a çevirdi ve konuşa konuşa bodrum katının o buz gibi havasından, yukarıdaki nispeten sıcak koridora çıktılar.
"Cezası daha da arttırıldı ve şu an onu oradan çıkartmamız imkansız."
Kartal her zamanki ketumluğuyla başını salladı.
"Bu kadar büyük bir suç işleyip kendini bu kadar açık verdikten sonra, ona zaten yardım edemem."
"Başka bir emrin var mı?" derken Kartal'ın koyu renk maun mobilyalarla döşenmiş, loş yeşil camlı masa lambasının aydınlattığı çalışma odasına girdiler.
"Ateş hangi kulüpte takılıyor? Onunla acilen görüşmem gerekiyor."
Sancar masanın üzerindeki deri kaplı defterin arasından kağıt kalemi alarak adresi hızla yazdı ve uzattı.
"Burası epey karışık bir ortamdır, patron. Genellikle gittiğiniz sakin yerlere pek benzemez; basık tavanlı, kulak tıkacını aratmayacak kadar gürültülü ve insan kaynayan bir yerdir."
Kartal hafifçe güldü, kusursuz hatlara sahip dudaklarında alaylı ve keskin bir kıvrım oluştu.
"Ateş ile konuşmam gereken süre bana yeter