Gece, tüm siyahlığı ile gökyüzünü etkisi altına almış usul yağan ve bir kristali andıran kar taneleri beyaz bir örtü gibi kaplamaya başlamıştı yeryüzünü. Düşüncelerimi özgür bırakıp soğuk havanın bedenime yayılmasına izin verdim. Karda yürürken bıraktığım ayak izlerime bakıp adımlarımı biraz daha hızlandırırken sokak lambalarının altında dans eden kar tanelerini izledim.
Üşüyen ellerimi siyah kabanımın cebine koyup az da olsa ısınmasını sağlamaya çalışmıştım. Az ilerde bana doğru yürüyen elleri birbirine kenetlenmiş sevgililer bakışlarımın esiri olmuşlardı. Birbirlerine olan bakışları istemsizce gülümsememi sağlamıştı.
Ardından hızlı adımlarla karşıdan karşıya geçtim kar yağışının etkili olduğu bu gecede bu kadar fazla arabanın oluşu şaşırtıcıydı elbette. Kısa bir sürenin ardından yaşadığım evin sesiz sokağına ulaşmıştım. Sıralı olan sokak lambalarından sadece bir kaçı yanıyordu. Sanki küsmüş gibiydiler geceye. Adımlarımın durdurmasını sağlayan çantamın hemen içinde çalan telefonumun melodisi oldu. Hemen ardından çantamın iç cebindeki telefonumu çıkardım. Arayan kişi ev arkadaşım Efsun du. Telefonumu açıp kulağıma dayadım sesinin kulaklarıma ulaşmasını bekledim.
“ İsra canım” dedi cevabımı bekler gibi. Ve ardından ekledi “geç kaldın” dedi azarlar bir tonda “merak ettim nerdesin?”
“merak etme” dedim onu endişelendirmek en son isteyeceğim şeylerden biriydi. “Evin olduğu sokaktayım. Birazdan evde olurum endişelenme.” Dedikten sonra ağzımı açıp soğuk havanın bedenime yayılmasına izin verdim ve vereceği cevabı beklemeye başladım.
“Bu saatte kadar sokakta ne işin var? Ah be kızım havanın soğuk ve buraların tehlikeli olduğunu bilmiyor musun?” Haklıydı buralar haddinden fazla tehlikeyi içinde barındırıyordu. Gündüz normalmiş gibi görünen bu yer gece çöktüğün an birçok suça gebe kalıyordu.
“Biliyorum” ekledim, “biraz yürümek istedim.” Sitemle “eğer başımdaki o eski huysuz müdireler gibi hesapçı tavırları sergilemeyi bırakırsan beş dakikaya evde olurum.” Karşıdan gelen gülüş sesi kulağıma ilişti. “peki peki” dedikten sonra uyarıcı bir tonla “oyalanma öpüyorum çok” dedikten sonra cevabımı beklemeyip telefonu suratıma kapattı. Ağzım o şeklinde almıştı telefonu benim suratıma kapatmıştı. Ardından telefona ufak bir tebessüm bahşedip telefonumu cebime koydum.
Ansızın iki yıl önce yaşanılan anılar bir bir düştü aklıma. Çalıştığım hastanenin o hastalıklı beyaz ışıklarında koridorun sonunda bir ses yükseldi. Dağılmış omuzlarına dökülen kumral saçları yüzünü gizliyordu. Üzerinde lacivert kazağın kollarını ellerine kadar çekmiş, sanki dünyanın tüm acısından korunmak istercesine kendine sarılmıştı. Bu sadece bir ağlayış değil, bir ruhun mermer zemine çarparak parça parça oluşunun nidasıydı. Ağlamaktan kan oturmuş gözleri, önündeki boşluğa dikiliydi ama o boşlukta neyi gördüğü belirsizdi. Yüzü o kadar solgundu ki o an beyaz koridorun bir parçası gibi duruyordu, ruhsuz ve hissiz. Burnuma gelen o steril alkol kokusu, onun acısının keskinliğiyle birleşip genzimi yakıyordu. O an Efsun, bir insan değil; paramparça edilmiş