Hak Etmeyenlerin Gölgesinde Büyümek
Hoş geldin... Çok beklettin mi bilmiyorum ama tam zamanında geldin. Şu an bu sayfayı nerede, hangi ruh haliyle açtın, içindeki hangi kırgınlığın sesini bastırmaya çalışıyorsun çok iyi tahmin edebiliyorum. Masanda yarım kalmış, belki de çoktan soğumuş bir kahve var; içinde ise tamamlanmayı bekleyen upuzun, yorucu bir sessizlik... Zaten insan, en çok içindeki gürültüden kaçıp sığınacak sakin bir liman aradığında sığınır kitap sayfalarına. Satırların arasında kendi acısının ikizini arar, "Yalnız değilmişim, beni de anlayan biri varmış" diyebilmek ister. Sana bugün, seni çok iyi anlayan, senin geçtiğin o kırık dökük yollardan bizzat geçmiş bir dost gibi konuşmaya geldim. Kitap cümleleriyle, süslü edebiyat oyunlarıyla değil; doğrudan kalbimin sıcağıyla, içimdeki o açık yaralarla konuşacağım seninle. Gözlerinin içine bakarak sormak istiyorum: Kendini en son ne zaman gerçekten mutlu hissettin? En son ne zaman bir başkasının yükünü taşımadan, sadece kendin olduğun için nefes aldın?
Bak ne diyeceğim; biz seninle en büyük hatayı nerede yaptık biliyor musun sevgili dostum? Biz değerimizi, bizi değersiz hissettirenlerin o hileli, o adaletsiz terazisinde ölçmeye kalktık. Birinin hayatında kalabilmek, birinin gözünde birazcık yer edinebilmek için kendimizden eksilttiğimiz her parçayı, büyük bir gururla "fedakarlık" sandık. "Düzelir" dedik, "O aslında kötü biri değil, sadece zor bir dönemden geçiyor" diyerek onların kabalıklarına, ilgisizliklerine hep kendimizce kılıflar uydurduk. Ama yanıldık. Hem de çok büyük yanıldık. İnsanlar tam olarak bize gösterdikleri, bize hissettirdikleri kişidir. Sen onun içindeki o ufacık, belki de hiç var olmamış bir iyilik kırıntısını büyütmek için koskoca ömrünü harcarken, o senin koca bir yüreği onun uğruna feda edişini sadece uzaktan izledi. Senin o canın yana yana kurduğun cümleleri, o sadece bir gürültü gibi dinledi. Sen onun dünyasına güneş olmaya çalışırken, o senin gökyüzünü karartmaktan bir an bile tereddüt etmedi.
Şimdi o kahvenden derin bir yudum daha al ve düşün. Bugüne kadar kimler için kendi gökyüzünü feda ettin? Kimler daha rahat uyusun diye gecelerce yastığa başını koyup gözyaşı döktün? Kimlerin tek bir kelimesiyle dünyan yıkılırken, sen onları kırmamak için "neyse" deyip içine sustun? Yorulmadın mı her gece yastığa başını koyduğunda "Neden hep ben, neden hep benim temiz niyetlerim suistimal ediliyor?" diye sormaktan? Artık bu sorunun acı veren cevabını da, bu gidişatın yönünü de değiştirme vakti geldi. Onlar seni kaybetme ihtimalini bile göze alıp arkalarına bakmadan yürüdülerse, sen de onları geçmişin tozlu sayfalarında bırakmaktan korkmayacaksın. Bu kitap, seninle bizim dertleşme durağımız, o hak etmeyenlerin gölgesinden çıkıp kendi güneşine yürüme yolculuğumuz olacak. İlk sayfayı bitirirken arkanda sadece bir yaprak değil, seni üzen, seni hiçe sayan herkesi