Kitaplar Özellikler İletişim İndir
Kiraz Lekesi
Mahalle

Kiraz Lekesi

4Beğeni
1Okunma
2 Bölüm
2,387Kelime
12 dkSüre
06.05.2026Tarih
Kiraz kadar tatlı bir aşk hikayesi...

🍒1. Bölüm 🍒


Hayatım bir film olsaydı, muhtemelen romantik-komedi kategorisinde en üst sırada yer alırdı. Sahne şu: Elimde kiraz paketi, ayağımda topuklu ayakkabılar ve karşımda dünyanın en ciddi adamı... Sonra ne mi oldu? Şöyle söyleyeyim; o gün sadece o kiraz değil, bütün planlarım da orta yerinden çatlayıp etrafa dağıldı! Sonra hayatımın aşkı ile tanıştım. Tabii ki hayat her zaman böyle masalsı ilerlemiyor.

​Sabah mahallenin fırınına kalpli pijamalarla koşarken, hayatımın en utanç verici olayını yaşayacağımı bilmiyordum. Her zamanki gibi ekmeğimi almış, sallana sallana yürüyordum. Ta ki o gelene kadar... Alp Demir. Karşımda ütülü takımı ile muhteşem görünüyordu; ben ise kalpli pijamalar, saçı başı birbirine girmiş şekilde ilerlemeye çalışıyordum. Kirazların yerde bıraktığı tuzaktan ise tamamen habersizdim. O an ayağımın kaymasıyla yere yapışmam bir oldu.

​Başımı yavaşça yukarı kaldırdığımda, Alp'in o meşhur, tek kaşı kalkmış "Bu ne şimdi?" bakışıyla karşılaştım. Güneş, ütülü ceketinin omuzlarından öyle bir yansıyordu ki adam resmen bir deterjan reklamından fırlamış gibiydi. Ben ise yerdeki kirazlarla bütünleşmiş, kalpli pijamamın üzerine ekmek kırıntıları saçılmış bir haldeydim.

​"İyi misiniz?" dedi. Sesi o kadar derin ve ciddiydi ki yerdeki kirazlar bile korkudan titreyebilirdi.

​"İyiyim!" dedim; sesim beklediğimden daha cılız çıkmıştı. Hemen toparlanarak ekmeklerimi aldım ve koşar adımlarla uzaklaştım. Eve vardığımda beni taze çay kokusu karşıladı. Annem uyanmış, kahvaltıyı hazırlamıştı; ben ise hâlâ olayın etkisindeydim, kalbim sıkışıyordu. İçeriden annemin seslenmesiyle kendime geldim ve mutfağa ilerledim. Annem beni görünce ağzından küçük bir çığlık fırladı.

​"Kız, bu ne hâl? Neler oldu?"

​"Sorma anne, rezil oldum rezil! Umarım Melahat abla görmemiştir."

​Annem elindeki işi bırakarak bana yöneldi. Ben de devam ederek olayı anlattım. "Kızım, Melahat’ı boş ver!" dedi annem, bir yandan üzerimdeki ekmek kırıntılarını çırparken. "Senin bu hâlin ne? Kiraz reçeli kazanına düşmüş gibisin. Kim o bahsettiğin ütülü ceketli çocuk? Bizim buralarda öyle jilet gibi gezen biri yoktu."

​Tam ağzımı açıp Alp’in o "deterjan reklamı" gibi parlayan ceketini anlatacaktım ki dış kapının zili mahallenin sessizliğini böldü. Annem kaşlarını kaldırdı. "Hah, Melahat geldi kesin. Git de bak bakayım, şu pijamaların üzerine de bir hırka geçir!"

​Pijamamdaki kalpleri saklamaya çalışarak kapıya ilerledim. "Kim o?" diye fısıldadım. Sesim hâlâ fırın önündeki o utanç anının tozunu taşıyordu.

​Kapıyı açtığımda Melahat abla karşımda belirdi. Elinde bir tabak sıcak pişiyle kapıda dikiliyordu ama gözleri bir radar gibi üzerimde geziniyordu. Mahallenin "Ayaklı Gazetesi" unvanını boşuna almamıştı; daha ben "Hoş geldin" diyemeden gözleri pijamamdaki kiraz lekesine kilitlendi.

​"Aman yarabbim! Kız bu ne hâl?" dedi içeri dalarak. "Fırının önünde bir gürültü koptu dediler, bizimki mi devrildi yoksa?"

​Annem mutfaktan çıkarken ben hırkamın önünü kapatmaya çalışıyordum. "Yok Melahat, ayağı kaymış bizim sakarın,"

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play