Kitaplar Özellikler İletişim İndir
Kiraz Tadında Bir Aşk
Aşk/Romantizm

Kiraz Tadında Bir Aşk

1Beğeni
1Okunma
1 Bölüm
1,245Kelime
6 dkSüre
01.05.2026Tarih
Kızılköy’ün durağanlığı, şehirli Poyraz’ın gelişiyle dağılan bir toz bulutuna dönüştü. Efnan için o, sadece pişkin bir yabancıydı; ta ki rutubetli bir damın içinde, kiraz kokulu bir dokunuş aralarındaki tüm duvarları sarsana dek.
"Nasıl kullanılıyor, ben bilmiyorum ki..." diyen Efnan’ın meraklı fısıltısı, Poyraz’ın parmakları çenesini kavradığı an nefesine karıştı. Poyraz, elindeki kirazlı nemlendiriciyi Efnan’ın dudaklarında gezdirirken zaman durdu. Efnan, sırtını yasladığı pürüzlü tahtaya tırnaklarını geçirmiş, kalbinin güm güm atan sesini Poyraz duymasın diye dua ediyordu. "Güzel oldu," diye fısıldadı Poyraz, sesi Efnan’ın dudaklarına çarpan dumanlı bir sıcaklıktı. "Rengi sana çok yakıştı..."
Aralarındaki mesafe bir nefes kadar azaldığında, dudakları tam o yasaklı eşiği geçmek üzereyken yengesinin keskin sesi aralarına girdi: "Efnaaaan! Nerede kaldın kız!" Birbirlerinden birer suçlu gibi koparken, geride kalan tek şey yarım kalmış bir anın yakıcı sızısıydı.

İlk Kan, İlk Karşılaşma🍒

Kız Efnan, gözün kör olmasın emi! Bir şeyi düzgün yap diye sana kaç kere söyleyeceğim?" diye gürledi yengem. Sesi kerpiç duvarlarda yankılanıp göğsüme bir yumru gibi oturdu.

Burası amcamın eviydi ve ben, bu çatının altında sadece bir sığıntıydım. Annemle babam ben henüz dünyayı bile tanımadan göçüp gitmişlerdi; geriye sığınacak bir tek amcam kalmıştı. Yengemin beni sevdiği pek söylenemezdi; bakışları her üzerime değdiğinde sırtımda soğuk bir rüzgar hissederdim. Sabahtan akşama kadar ya bitmek bilmeyen ev işlerini sıralar ya da pınardan su taşıtırdı. Yorulmaya hakkım yoktu, itiraz etmeye ise hiç... Ben bir sığıntıydım çünkü; gidecek başka yerim, çalacak başka kapım yoktu.

"Tamam yenge, bir daha yaparım, merak etme," dedim usulca. Sesim kendi kulaklarıma bile yabancı, silik geliyordu.
O ise susmak bilmiyor, zehrini akıtmaya devam ediyordu. "Sana baktığımız yetmiyormuş gibi bir de bir işi beceremiyorsun! Evlenemedin de kaldın başıma!"

Daha on sekiz yaşındaydım. Belime kadar uzanan, gün batımını andıran kızıl saçlarım ve o uçsuz bucaksız gökyüzüne benzeyen masmavi gözlerim vardı. Yüzümün her yanına serpilmiş çillerimle, aynaya baktığımda kendimi buralara ait hissetmezdim. Ama bu topraklarda güzelliğin bir hükmü yoktu; burada kızlar on altısında, bilemedin on yedisinde telli duvaklı çıkardı evden. O yaşa kadar gitmeyene "evde kalmış" gözüyle bakarlardı. Hal böyle olunca ya yüklü bir başlık parası karşılığında dul birine verilir ya da bir eve kuma giderdin.

Yalnız da değildim üstelik. Yengemin kızı, kuzenim Maral da benimle aynı kaderi paylaşıyordu. O da benim gibi on sekizindeydi ve o da evde kalmıştı. Buralarda ya iyi bir aileye mensup olacaktın ya da ailenin itibarı dağları aşacaktı; aksi halde evlenmek, ateşten gömlek giymek gibiydi.

"Kız Efnan! Allah seni kahretmesin, bu evin hali ne? Senden bir halt olmaz! Neden evde kaldığın belli işte!"
Yengemin sesi bir kez daha yükselirken, pınarın yolunu tutmak için eski hırkama sarıldım. Belki de o suyun serinliği, yüreğimdeki bu sığıntılık ateşini biraz olsun söndürürdü.

Evden süzülürken Maral sessizce yanımda bitti, hemen koluma girdi. "Ben de seninle geleyim Efnan," diye fısıldadı. Annesine yakalanmadan kaçmaya çalışıyordu; yoksa yengem onun pınara gitmesine asla izin vermezdi. Çünkü pınar başı, sadece su doldurulan bir yer değil, genç kızların erkekleri süzdüğü, gizli bakışların adresiydi. Maral’ın da aklı tam olarak oradaydı.

Yolda kol kola yürürken heyecanla atıldı: "Biliyor musun Efnan, köye şehirli bir çocuk gelmiş! Çok yakışıklıymış diyorlar, kızlar konuşurken duydum. Acaba biz de onu görebilir miyiz dersin?"

Derin bir nefes aldım. "Maral, ne yapacaksın elin göbelini? Hem bir halimize baksana; bizi kim alır bu saatten sonra? Ya dul birine gideriz ya da çocuğu olmayan bir kadının üstüne kuma..."

"Saçmalama Efnan! Niye böyle

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play