Sezen Aksu - Kaç Yıl Geçti Aradan 🤍
İstanbul'da bir reklam ajansının 14. katındaki cam kapılı toplantı odasında, klimanın buz gibi üflediği havanın ortasında otururken zihnimden geçen tek bir düşünce vardı. Şu an burada, bu masada oturan altı yetişkin insanın toplam IQ'su, sabah kahvaltısında yemeyi düşündüğüm ama vakitsizlikten masada unuttuğum avokadonun çekirdeğinden daha düşük olabilir mi?
Dışarıda Temmuz sıcağı Maslak'ın cam gökdelenlerini eritir gibi kavuruyordu. İçeride ise klima yüzünden parmak uçlarım donmaya başlamıştı. Masanın ortasında duran üç katlı kristal meyve tabağına, porselen fincanlarda sunulan filtre kahvelere ve sunum tahtasındaki devasa grafiklere baktım. Her şey o kadar yapay ve o kadar ruhsuzdu ki, elimdeki kurşun kalemi masaya bastırıp kırmamak için kendimi zor tutuyordum. Reklamcılık, insanlara ihtiyaç duymadıkları şeyleri, hiç sahip olamayacakları duygularla ambalajlayıp satma sanatıydı ve ben sekiz yıldır bu sanatın en sadık, en tükenmiş işçilerinden biriydim.
Müşteri temsilcimiz Cenk, sunum ekranına yansıtılmış bordo-kırmızı şampuan şişesine doğru elini coşkuyla sallıyordu. Jöleyle geriye taranmış saçları o kadar sertti ki, binanın tepesine bir meteor düşse tek bir teli yerinden oynamazdı. Dar kesim İtalyan takım elbisesi, burnuna kondurduğu numarası düşük ama çerçevesi yüksek tasarım gözlükleri ve her cümlesinin arasına serpiştirdiği beyaz yaka İngilizce terimleriyle tam bir plaza insanıydı.
"Deniz Hanım'ın hazırladığı konseptte tutkuyu, dinamizmi ve özgürlüğü aynı alanda buluşturduk," diyordu Cenk, sanki dünyadaki tüm açlığı bitirecek devrimci bir buluşu tanıtıyormuş gibi bir hırsla. "Şampuanın içindeki argan yağı ve Ege'nin bakir yaylalarından toplanan kekik özleri, modern şehir kadınının metropol karmaşasında kaybettiği dişil enerjiyi yeniden özgür bırakıyor! Kadın, duştan çıktığı an şehirli kimliğini bir kenara bırakıyor, köklerine, toprağına, ilkel ve vahşi doğasına dönüyor! Target group'umuz tam olarak bu insight üzerinden yakalanacak."
Gülümsemezsem ve başımı hafifçe sallamazsam primimden keseceklermiş gibi yapay bir kibarlıkla Cenk'e baktım. İç sesim ise avazı çıktığı kadar bağırıyordu:
Cenk, saçmalama Allah aşkına! Altı üstü kepek önleyici ve saça hacim veren sıradan, kitlesel üretim bir şampuan bu. Kadın akşam altıda işten çıkıyor, metrobüste üç bin kişiyle akraba olarak eve dönüyor, duşa giriyor, saçını şampuanlayıp duruluyor ve yemeğini ısıtmaya gidiyor. Kimse duştan çıkınca ilahi bir güçle aydınlanıp çıplak ayakla zeytin toplamaya gitmeyecek!
"Deniz?" dedi ajans başkanı Vedat Bey, burnunun ucuna düşmüş gözlüklerinin üstünden bana bakarak. Gözlerinin altında, yılların stresinden, tutmayan kampanyalardan, bütçe krizlerinden oluşmuş ve artık kendi özerkliğini ilan etmek üzere olan torbalar vardı. "Sen ne düşünüyorsun bu lansman fikri hakkında? Kasabadaki doğal çekim fikrini metne nasıl dökeceksin? Müşteri bizden toprağa dokunan ama lüksü çağıran bir metin bekliyor."
"Tam olarak Cenk'in dediği gibi Vedat Bey," dedim, sesimdeki sahte profesyonellik ve samimiyetsizlik