Kitaplar Özellikler İletişim İndir
KOKU
Aşk/Romantizm

KOKU

0Beğeni
8Okunma
1 Bölüm
2,544Kelime
13 dkSüre
28.04.2026Tarih
Bazen hayat, en beklenmedik anlarda ikinci bir başlangıç sunar. Sessizliğin ve karanlığın derinliklerinden geri dönen bir kadın için bu başlangıç, tek bir koku ile şekillenir. Ona yaşamı hatırlatan, nefes almanın anlamını fısıldayan o esrarengiz koku... Zamanla bu koku bir tutkuya, sonra da bir mesleğe dönüşür.
Bu hikâye, uyanışın yalnızca gözlerle değil, ruhun en derin duyularıyla da mümkün olduğunun hikâyesidir.

1. Bölüm

​Sevgilimle buluşmak için hazırlanıp evden çıktım; içimde tarif edilemez bir heyecan, zihnimde sadece onun hayali vardı. Onu düşünmek bile göğüs kafesime dar gelen bir mutluluk aşılıyordu ruhuma. Ondan önceki hayatım, dipsiz bir kuyuyu andıran zifiri karanlıktan ibaretti. Sanki o karanlık devasa bir canavar gibi beni yutmuştu da ben, cılız bir ışık umuduyla aydınlığa doğru körü körüne yürüyordum; ancak her defasında adımlarım boşluğa düşüyordu. Göz gözü görmezken, ruhumun yorgunluğuna rağmen durmadan yürümeye devam ettim. Pes etmedim.

Belki o karanlıkta aynı daireleri çizip durdum, belki kendi labirentimde daha da çok kayboldum; ama sonunda şafak sökücü aydınlığıma kavuştum. Sevgilim sayesinde... Hayatıma girdiği andan itibaren beni kuşatan o yoğun karanlığı parça parça dağıtmış, beni dipsiz kuyulardan çekip çıkarmıştı. Üstelik bununla da yetinmemiş; gri dünyamı gökkuşağının her tonuyla renklendirmişti. Bazen tenime değen ürkek bir dokunuşuyla, bazen ruhuma dokunan şifalı sözleriyle, bazen de en derin anlamları barındıran o asil sessizliği ile...

Ben ne kadar karamsar bir sonbaharsam, o, o kadar umut dolu bir bahardı benim için. Onun varlığıyla, içimde daha çiçek açmadan çürüyen o narin filizim yeniden can bulmuş; kök salıp serpilmişti. Onun yanındayken aldığım nefesler ilk kez bir anlama bürünüyor, kalbim sadece biyolojik bir zorunlulukla değil, yaşama arzusuyla çarpıyordu. Hayatıma dokunduğu o tılsımlı andan itibaren, her toz tanesinin bile bir anlamı vardı artık.

Her zamanki buluşma noktamıza vardığımda onu orada göremeyince içimi hafif bir huzursuzluk kaplasa da yürümeye devam ettim. Onun için arşınladığım yollar bile birer sanat eserine dönüşüyordu gözümde. Sevgilim, benim için beton kaldırımların arasından inatla başını uzatan o eşsiz, mağrur bir çiçek kadar değerliydi. Bana; doğmanın, büyümenin ve her şeye rağmen var olmanın önünde hiçbir engelin duramayacağını öğretmişti. Bu yüzden artık yaşamaktan korkmuyordum; çünkü elimi tutan güvenli bir el vardı.

Bana korkunun aslında zihnimizin derinliklerinde yarattığımız bir illüzyon olduğunu anlatmıştı bir keresinde. "Her şey zihnimizde başlar ve orada biter Saye," demişti. Korku, sanılanın aksine aslında pusula gibi güzel bir şeymiş; nerede korkacağını bilirsen, hiçbir şeyden gerçekten korkmazmışsın. Belki de haklıydı. Onu tanımadan önce gölgesinden bile ürken o küçük kız gitmiş, yerine korkularını dizginlemeyi öğrenmiş bir kadın gelmişti. Çünkü artık tehlikenin nerede olduğunu, nerede titremem gerektiğini biliyordum.

Sevgilime dair zihnime kazınan, en çok bağlandığım şey kokusuydu. Kokusu o kadar eşsiz ve hafızaya kazınan cinstendi ki, sanırım ona duyduğum aşk ilk olarak bu kokuya duyduğum ilgiyle filizlenmişti. Evet, insan bir kokuya da aşık olabilirdi. Size bu kokunun notasını tarif edemezdim ama ruhumda yarattığı o dinginlik hissini anlatabilirdim.

O kokuyu ne zaman içime çeksem, kalbimde binlerce kelebek aynı anda kanat çırpmaya başlardı.