Yağmur hiç bu kadar şiddetli yağmamıştı. Silecekler hızla çalışıyor, ön camdaki suyu temizlemeye çalışıyordu ama dışarısı hâlâ bulanıktı. Lina arka koltukta kulaklığını takmış, camdan akan damlaları izliyordu. Annesi ön koltuktan dönüp gülümsedi. “Birazdan eve varacağız.” Lina da gülümsedi. “Tamam anne.” Babası direksiyonu iki eliyle sıkıca tutuyordu.“Bu havada biraz yavaş gitsek daha iyi olacak.”Annesi hafifçe başını salladı.“Zaten geldik sayılır.” Arabada kısa bir sessizlik oldu. Sadece yağmurun cama vuran sesi… Motorun uğultusu… Ve radyoda kısık sesle çalan eski bir şarkı… Lina telefonuna baktı.
Saat 22.43.
Tam kulaklığını tekrar takacakken… Karşı şeritten gelen beyaz farlar gözünü aldı. Babası aniden bağırdı. “Leyla, sıkı tutun!” Her şey bir saniyenin içinde oldu. Fren sesi. Direksiyonun sertçe kırılması. Annesinin çığlığı. Camların parçalanışı. Ve metalin ezilen sesi… Lina emniyet kemerinin omzuna saplandığını hissetti. Başını cama çarptı.Gözleri yavaş yavaş kapanırken bulanık bir siluet gördü. Siyah kapüşonlu biri… Arabanın yanına koşuyordu. Yüzünü seçemiyordu. Sadece dizlerinin üzerine çöktüğünü gördü. Sonra kulağına çok yakından gelen boğuk bir ses duydu. “Sakın gözlerini kapatma.” Lina konuşmak istedi. Olmadı. Her yer kararmaya başladı. Yağmurun sesi giderek uzaklaştı. Ve dünya sessizliğe gömüldü…