---
"Sevgili ailem; yirmi beş yaşında, her işten ret cevabı alan şu yavrunuza dua edin."
"Baba, bence ağzınızı yormayın. Bu, işe filan alınmaz. Tipe baksana!"
Semih’e ters ters baktım. Geri zekâlının işi gücü benimle uğraşmaktı.
"Semih, doğru konuş ablanla."
"Babacığım, dost acı söylermiş. O yüzden şey ettim ben."
Semih tam özür dileyecekken sözünü kestim.
"Gerek yok, at hırsızı seni! Hadi ben çıkıyorum, görüşürüz."
Zor da olsa kırk beş dakika sonunda başvuru yapacağım şirketin karşısındaydım. "Olacak Leyla, bu sefer işe alınacaksın," diye kendimi teselli ediyordum. Malum, çevremdekiler bu konuda hiç yardımcı olmuyorlardı. Karşımdaki devasa şirkete baktım; beni alırlarsa bir bu kadar daha büyük bir şirket satın alabilirler diye geçirdim içimden. İşimde oldukça iyiydim; yani çenem devreye girmediği sürece.
Önüme gelen ilk kişide durduğumda benden beklenmeyecek şekilde tatlı tatlı gülümsedim.
"Affedersiniz, iş başvuruları nerede yapılacak?"
"Sekizinci kat, koridorun başında sağdaki odada."
Odanın önüne geldiğimde derin bir nefes alıp gömleğimin yakalarını düzelttim. Kapıyı birkaç kere tıklatıp içeri girdim. İçerisi toplantı salonu gibi bir yerdi.
"İyi günler, ben iş görüşmesi için gelmiştim."
Karşımda orta yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim sarı saçlı bir kadın vardı.
"Şöyle oturun. Bana biraz kendinizden bahseder misiniz?"
"Leyla Aslan, yirmi beş yaşında..."
"Tamam, yeterli. CV'nizi göreyim."
Kadın lafımı kesmişti. Buna sinir olsam da tepki vermedim; CV'mi çıkarıp önüne koydum.
"Leyla Hanım, daha önce üç şirkette çalışmışsınız ama çalıştığınız şirketler size referans vermemiş. Neden?"
Bir de o konu vardı. Ne hikmetse bütün şirketlerde hakkım yenilmeye kalkıldığı için göz yummamıştım ve beni referans vermeden kovmuşlardı. Oradan bakınca enayi gibi mi gözüküyordum?
"Soruma cevap alamadım."
"Evet, şartlar uygun olmadığı için ayrılmak zorunda kaldım. Çalıştığım bütün şirketlerde disiplinli ve büyük bir özveriyle çalışsam da referans vermediler. Burada benim yapabileceğim çok fazla bir şey yok maalesef."
"Anladım. Telefon numaranızı aldık. Biz size olumlu ya da olumsuz bilgi vereceğiz."
Konuşmanın başından beri adını bile söylemeye tenezzül etmeyen kadının önünden CV'mi alıp odadan çıktım. Referans vermemeleri benim suçum değildi; bilakis şirketlerin karaktersizliğiydi. Ah Leyla; sen dereceyle mimarlık fakültesini bitir ama iş bulama! Hem dilimi tutamıyordum hem de iş bulamıyordum.
Çantamın içindeki telefon titrediğinde arayana baktım. Babamdı.
"Efendim baba? Evet, görüştüm. Daha belli değil, arayacaklar. Tamam, görüşürüz," deyip kapattım.
Biraz kendimden bahsetmek gerekirse; babam mühendis, annemse ev hanımıydı. Üç kardeştik. En büyüğümüz Murat ağabeyimdi. İşini, aşını, aşkını ve çoluğunu çocuğunu alıp İngiltere’ye gitmişti.
En küçüğümüz Semih vardı, gereksiz ne olacak... Ve ben, evin tek kızı. Evde sürekli ayrı bir muamele görsem de Semih tarafından bu sürekli protesto ediliyordu.
Elimdeki telefon tekrar titrediğinde arayana baktım. Geri zekâlı, ondan bahsettiğimi hissetmişti.
"Ne var Semih?"
"Abla, yardım et."
Semih’in sesi kısık kısık geliyordu. Yine hangi belaya bulaşmıştı?
"Bizim evin yakınındaki okulun arkasındayım," deyip telefonu kapatmıştı.