“Ne zaman var olduğumu bilmiyorum. Tek bildiğim; bana uygun görülen ad ve Tanrı’nın bana biçtiği kutsal görevim.
Böyle konuşmam sizi yanıltmasın!
Yaratılan diğer ruh sahibi olan canlılar gibi temel ihtiyaçlarım yok.
Ne gariptir ki, varlığımın sebebini bildiğim halde yine de bazen kendi varlığımı sorgulayabiliyorum. Ve bu durum sadece bir kalp atış süresi kadar sürebiliyor. Çünkü sorgulamaya hakkımın olmadığının hemen farkına varıyorum.
Tıpkı sonu bir gün rüzgârda savrulmak olan kurumuş bir yaprak gibi…”
********************************************************
Asırlar boyunca sayısızca kez hükümdar seçti. Seçtiği insanlar kâh iyi
yönetti, kâh kötü yönetti. Bunda onun hiçbir suçu yoktu. O, saf bir ruh olarak
yaratılmıştı,
benliği
iyilik ve kötülükten habersizdi.
Değer görüp korunmuştu. Hatta insanlar onu özümseyip isim bile vermişlerdi. Adı Lia Fáil’dı. Büyük kaderleri belirleyen taş… Fazlasıyla değerliydi. Sadece seçilmiş kişilerin üzerine basıp hükümdarlığını ilan ettiği bir taş değildi, asla basit olamazdı. Ama yine de taş cismindeydi işte.
Ona saf bir bilinç veren Tanrıça Danu’nun dört kutsal hazinesinden biriydi. Tanrıça Danu, kötülük besleyenlerden korunması için sadece rahiplerine, yani Druidlere Lia Fáil ile bağlantı kurma gücü vermişti. Bu sebepten ötürü yıllar boyunca doğanın koruyucusu olan Druidler, Lia Fáil’e eşlik etmişlerdi. Ta ki kalpleri açgözlülük ve hırsla çürümüş insanlar, vampirlerle birleşip Druidleri katledene kadar…
Gecenin çocukları vampirler, bilinmeyen bir sebepten ötürü Druidlere kin beslerdi. İnsanların dinmeyen güç açlığı ise onlar için mükemmel bir araçtı ve bunu kullanmakta tereddüt etmemiştiler. İnsanları kıskançlığa ve güç arzusuna iyice bulamakta zorluk çekmediler. Ve böylece gecenin çocuklarının kini, yıllarca süren bir katliam avına dönüşüp geride kimsenin kalmadığına emin olana kadar sürüp gitmişti.
İ