İnsanın kendi içinde kurduğu hapishaneden kaçması; dış dünyadaki bir zindandan kaçmasından çok daha zordur. Çünkü kapısı duygular anahtarları ise zihnin en kuytu köşesindedir. “
Mutfak tezgahındaki son kalan damlacığı da sildikten sonra rahatlamıştı Nisa hiç tahammül edemiyordu pürüzlü görüntüye tertemiz olmalıydı tezgâhın üstü. Damlalar yıllardır zihninde biriktirdiği kusursuzluk tasasıydı aslında. Saat henüz sabah 7 bile olmamıştı ama evin içindeki o görünmez çark çoktan dönmeye başlamıştı bile. Yatak odasından gelen hafif tıkırtı Hasan’ın iş için hazırlanmaya başladığını gösteriyordu. Hasan işe gitmeden ev toparlanmalı, kahvaltıyı hazırlanmalı, kahvesinin kokusu evin içinde yayılmalıydı. Nisa’ya göre düzen iç dünyanın yansımasıydı, dağınıklık demek ruhun dağılması demekti.
Mutfaktaki bu simetrik düzen kızı Zeynep’in ağlama sesiyle bir anda bozulmuştu. Elindeki mutfak bezini kenara koyarken kalbindeki o tanıdık sıkışmayı da bir kenara koymak zorundaydı Gün daha yeni ağarıyordu ve bugünü de “kusursuz atlatmak” için şimdiden yorulamazdı.
Zeynep’in yanına geçtiğinde yataktan doğrulmuş minik ellerini gözlerine bastırarak ağlarken buldu.
Annesini görür görmez iki yana doğru açmıştı kollarını, minik kolları boynuna dolanır dolanmaz kızının o tanıdık, sabırsız kıpırtılarından ne istediğini anlamıştı. Sabahın bu erken saatinde koşturmacadan önce annesinin kucağına ve emmeye ihtiyacı vardı.
Babası yatak odasından çıkmadan önce hızlı ve sessiz adımlarla koltuğa doğru yöneldi. Evin loş ve sessiz odasında, sadece ikisine ait bir dünyada onlar için kısa ama doyumsuz an başladı. Zeynep huzursuz mırıltılarını kesmiş, annesinin parmağına minik avcunu dolamıştı. Nisa bir yandan kızının saçlarını okşuyor bir yandan da gün içinde yapacaklarını zihninde listeliyordu. Kahvaltı hazırlanacak, ev toparlanacak ve süpürülecek, çarşıdan ev ihtiyaçları giderilecek... Anlaşılan gene koşturmaca bir gün onu bekliyordu. Ama bir an sabahın bu masum ve güzel saatinde zihninin duramayışına kendi kendine hayıflandı.
Zeynep’in emmesi bitip derin bit uykuya geçer geçmez kızını sessiz ve dikkatlice yatağına götürdü, bir daha uyanırsa işlerini yetiştiremezdi çünkü. Üstünü örttükten sonra derin bir nefes alıp hızlıca mutfağa geçti. Mutfak tezgahı bıraktığı gibi duruyordu; sabahın serinliği yeni yeni odalara vurmaya başlamıştı. Yarım bıraktığı işin başına geçti.
Koridordaki parkeden gelen terliklerin hışırtı sesi Hasan’ın mutfağa doğru gelmekte olduğunun habercisiydi. Nisa aceleyle ellerini kuruladı, ocağın altını kapattı, kahvaltı masasındaki eksiklikleri tamamladı. Hasan her şeyin yerinde ve tam olmasını isterdi -ya da Nisa öyle olmasını istediğine inanırdı-
Hasan mutfağa girdiğinde üzerinde hala uykunun ağır mahmurluğu vardı. Oturmak için masanın sandalyesini çektiğinde çıkarttığı o hafif gıcırtı sesi bile Nisa’nın gergin sinirine batmıştı ama sesini çıkarmadı.
“Günaydın” dedi Hasan yarı uykulu bir biçimde, çaylarını dolduran eşine
“Günaydın” diye karşılık verdi Nisa da elleri bileklerinde titriyordu çayı katarken ama Hasan ona bakmıyordu; kahvaltılıklardan ziyade pencereden dışarı havanın griliğine