Defne, kuzeni Aylin’in sözünden sonra odasına geçtiğinde yine, yapacak hiçbir işi olmadığı için bir süre aynanın karşısında oturdu. Cilt bakımını tamamladı. Saçlarındaki örgüleri açıp geceliğini giyerek yazmaya hazırlandı.
Yatakta uzansa da olanları düşündüğü için bir süre uyuyamadı. Etrafındaki herkes evlenirken, birileriyle birlikte olurken, derdini anlatacak birilerine sahipken onun konuşabildiği kimse yoktu.
Annesi vardı ama onunla her şeyi konuşamıyordu. Özellikle babası yeni ölmüşken, annesi kimseye belli etmeden yas tutarken…
Kuzeni Emir Ali’nin eşi, belki de arkadaşım diyebileceği tek kişi olan Eylem vardı... Onunla da bir yere kadar samimi olabiliyordu.
Daha yakın, daha özel bir şey istiyordu. Ama korkuyordu da… Babasının ölümünü dışarıdan bakanlar için kolayca kabullenmiş gibiydi ama öyle değildi.
Hırlı da olsa adam babasıydı, hırsız da olsa…
Annesine düşkündü, o üzülür diye üzüntüsünü belli etmemişti.
Üzgündü. Cidden üzgündü.
Olacak da olan da ortadayken, annesini önüne gelen her kadınla aldatan, aileye ihanet etmek pahasına kadınlara para harcayan babası için yalvaramamış; eniştesine de kuzenine de babamı öldürmeyin diyememişti.
Dese sonuç zaten değişmeyecekti.
Dese babasının tabiatı da dahil hiçbir şey düzelmeyecekti.
Dese olanlar telafi edilmeyecekti…
Son belliydi: Belli olan gelmişti.
Yine de hislerine mâni olamıyordu.
Odasının duvarları üzerine üzerine gelirken yan odada yatmakta olan annesinin ağlama sesini duyabiliyordu. Babasının yaptığı şey kadının onun ardından göz yaşı dökmesine bile engel olmamıştı. Sevgi bitmişse bile bir alışkanlık, alışkanlık sonrası da bir yoksunluk olması normaldi. Ki Defne, annesinin her şeye rağmen babasını sevdiğini, şu an değilse bile bir zamanlar sevdiğini biliyordu.
Birini sevmek bu yüzden ciddi anlamda korkutuyordu onu. Geçmeyen, bitmeyen; giden, gittiğinde iz bırakan bir şeye neden heves ettiğini de anlamıyordu.
Murat mesaj attığında yastığını kabartmış, göz bandını takmıştı. Telefona gelen bildirim sesiyle bandını sadece tek gözünü açıkta bırakacak şekilde alnına doğru kaydırdı.
UYUDUN MU?
Mesajı okuduktan sonra telefonunu elinde birkaç kez çevirdi. Kararsızlıkla duraksadı. Sonra ekranı kapatıp yastığın altına itti. Cevap vermeyecekti. Sabah da kuzenine adamla görüşmek istemediğini söyleyecekti. Bir heves uğruna kendini yakmayacak kadar aklı başındaydı. Doğru kelime belki de aklı başında değil de savunmada olabilirdi.
Murat Avan, adı sürekli ortada dönen ama yüzünü bile kimsenin bilmediği, tanımadığı biriydi. Ta ki, can sıkıntısıyla Eylem’in kullandığı aracın camını açıp “Benimle çıkmak isteyen var mı?” diye caddeye bağırana kadar.
Bir anlığına eğlenmişti. Sonra yanlarında duran aracın camı inmiş, adam kendini göstermişti.
Defne, onunla ilk göz göze geldiği anı bile net hatırlamıyordu. O kadar paniklemişti ki hızlıca koltukta kayarak kendini aracın kapısıyla gizlemiş, adamın görüş alanından çıkmıştı.
O zaman, adamın kim olduğundan