Nazik değildi.
Rica etmiyordu.
Sevişmeleri ise kızın tüm tecrübesizliğine rağmen cennet gibiydi.
Azra, sabah gözlerini Asil Sarsılmaz’ın yatağında açtı.
Dirseklerine yaslanıp oturmaya çalışırken efsane bir gelinlik, çıplak bedeninin üzerini kaplıyor, yatağın üzerinden yerlere kadar uzanıyordu.
Ne olduğunu anlamaya çalışırken gözleri aceleyle siyahın hakim olduğu odada dolandı.
Altında sadece pantolonu olduğu halde rahat bir şekilde sigarasını içerken onu süzen Asil, gün ışığında çok daha ulaşılmaz, korkutucu ve çekici görünüyordu. Tüm bedeni kaslarla kaplıydı, aşırı yakışıklı, bir o kadar da korkutucu…
Kaşlarını çatmıyor, bağırmıyor, kımıldamıyordu bile ama gözlerinde, Azra’nın kemiklerine kadar ürpermesine neden bir şey taşıyordu.
“Seninle evleniyorum!” dedi.
Cevap beklemiyor,
Teklif etmiyordu…
“Giyin!” diye buyurdu ayaklanırken.
Azra, gece ona cenneti tattıran bu adamın şimdi onu ateşlere atmaya karar verdiğinden habersizdi.
Asil, Azra’nın Azrail’i olmaya, çocukluğunun, ruhunun ve annesinin mezarı olan eve atıp hayatını cehenneme çevirmeye yemin etmişti.