Şarkı: İlyas Yalçıntaş "Hançer"
Bölüm 1:
"Zaman İzimizi Siler ama Seni Asla"
____________________
"Zaman izimizi siler ama seni asla, Leyla," diye fısıldadı, Halil Babür. Ona göre Leyla, hayatının güneşiydi. Erzurum'un kara kışının ortasında üzerine doğan güneş, o güneş Leyla'ydı işte. Halil, soğuk bir adamdı. Tıpkı Erzurum gibi. Sevgi dili dokuz aylık bebek gibi emeklemekteydi. Leyla öğretiyordu ona sevmeyi de sevilmeyi de. Leyla hayatını girdikten sonra doğan o güneş hiç batmamıştı. O güne kadar...
Arda, arkadaşının bu perişan halinden memnun olmayanların başında geliyordu. Onunla tam olarak bir yıldır ev arkadaşlığı yapıyordu ve bu kendinden vazgeçmiş olan adamı silkeleyip kendine getirmeye çalışmak onu düşündüğünden çok daha fazla yoruyordu. Hepsinden öte, üzülüyordu. Dostluk için uzun yılların geçmesine gerek olmadığını düşünenlerdendi, Arda. Halil'i gerçek bir kardeş gibi seviyordu. Ve her kardeşin isteyeceği gibi o da kardeşinin iyi, mutlu olmasını istiyordu. O ise çalışmadığı saatlerde gününün çoğusunu bir fotoğraf karesine bakarak geçiriyordu. Gözlerinin içleri parıldayan bir genç kız ve bir çocuk. Arda, biliyordu onların kim olduğunu. Anlatmıştı kardeşi. Zaten canını en çok da bilmek yakıyordu. Çünkü o zaman anlıyordu. Kardeşinin yüreğindeki yükün ağırlığını çok iyi anlıyordu.
"Kardeşim, dönelim mi beraber, ha! Buluruz Leyla'yı da."
Halil Babür, derin bir iç çekerek elindeki fotoğrafı masanın üzerine bıraktı. O sanki düşünmemiş miydi dönmeyi? Her şeyden çok istiyordu geri dönmeyi, Leyla'yı bulmayı, ayaklarına kapanıp af dilemeyi ama hangi yüzle? Hangi yüzle yapacaktı bunu? En sevdiğinin kalbini kırmıştı o. Hem de Leyla'nın onu nasıl sevdiğini bilerek. Paramparça olmuştu işte. Leyla, onu sadece sevmişti. O ise, Leyla'yı yok etmişti. Tek bir haber almamıştı beş yıldır. Almak istememişti. Korkmuştu. Zaten korkak bir adamdı. Kendi de öyle düşünüyordu. Leyla'yı yıkılmış bir halde bulmaktan korkmuştu.
"Olmaz, Arda," diyebildi sadece. Uzun uzun açıklama yapmaktan yorulmuştu. Bu konuşmayı kaçıncı seferdir yapıyorlar hesap edemedi artık. Olmazdı işte.
"Niye olmasın kardeşim? Aşkının şahidiyim. Anlattıkların sayesinde de aşkınızın şahidiyim. Leyla yenge seni ne çok seviyormuş ben bile biliyorum oğlum. Evet, çok kırılmıştır, çok da kızgındır ama seven kalp affeder be Halil! Hem sen hep, zaman izimizi siler ama seni asla Leyla, demiyor musun? Onun içinde öyle. Zaman izinizi siler ama seni ondan silemez kardeşim." Halil, bu konuşmaların sonunda neredeyse ikna oluyordu. Hatta öyle ki bir tek ceketini alarak Ordu'ya gitmek ve biricik Leyla'sını bulmak istiyordu. Fakat sonra o gün geliyordu aklına. Usulca vazgeçiyordu bu isteğinden. Olmazdı. Ötesi yok.
"Nasıl toparlayacağımı bilmiyorum, anladın mı? Siktir olup giderken bir gün pişman olacağımı biliyordum ama lanet olsun ki bir gün dönmek istersem delicesine aşık olduğum o kadının kalbini tekrar nasıl kazanacağımı bilmiyordum.