İlk yazım tarihi: 23.12.2025
İlk yayınlama tarihi: 07.03.2026
Selamlar, başlama tarihinizi buraya bırakabilirsiniz. Keyifli yolculuklar! :)
Bölüm şarkısı: Sezen Aksu/Firuze 🩵🤎
Çatalağzı, 1995
Sonbahar, kışın provasını yaptıracak kadar çetin geçerdi. Çatalağzı, en fazla on beş bin nüfuslu, yokuşlar ve küçük tepeciklerden oluşan engebeli, küçük bir kasabaydı. Dar sokakları taşlı ve kimi yeri topraklıydı. Tek katlı ya da iki katlı, boyası solmuş evler yokuşları takip eder gibi yan yana sıralanmıştı. Kiminin kiremiti kırık, kiminin sıvası döküktü. Çatılarındaki bacalardan kömür ve odun dumanı yükselirdi.
“Tek yaşam belirtileri bacalarından tüten dumanları” derdi Firuze içinden. “Tabii yaşamak denirse buna.”
Evlerin önünde odun yığınları, kömür torbaları durur. Kimi kapıların önünde küçük kümesler olurdu. Kazlar, tavuklar sokak aralarında dolaşırdı. Kasaba halkı çoğunlukla maden işçisi, termik santral çalışanı veya küçük esnaf ailelerden oluşurdu. Kadınlar ev işlerini yapar, çocuklarını gözler, sokakta komşularla sohbet ederlerdi. Kimi esnaf eşleri evde işini bitirir ve yardıma koşardı eşinin yanına. Erkekler sabah erken saatlerde iş için yola koyulurdu.
Sürekli sisli ve nemli bir havası vardı Çatalağzı’nın. Termik santral bacalarından yükselen duman ve maden ocaklarından savrulan kömür tozu, kasabanın her köşesine sinerdi. Akşam saatlerinde sokak lambaları yarı yanar, çocukların oyun sesleri havaya karışır, dar yokuşlu sokaklar hava tam kararana dek tenhalaşmazdı.
Firuze, tek omzunda taşıdığı sırt çantası, elinde ise bir bayiden arakladığı, gıcır gıcır gözüken eğlence dergisi ile aheste aheste sokağa girdiğinde hava yavaş yavaş kararmaya başlamış, sokak lambaları yarı yanmıştı yine. Son dönemde Türkiye’ye bomba gibi düşen kadın sanatçıların süslediği sayfaları karıştırıyordu o an. Arkadaşı Suna’yı bayiciyi oyalaması için ayartmış, sonrada kaşla göz arasında okul formasının içine alelacele tepmişti dergiyi.
Eğer gücü yetse, araklamak yerine satın almak isterdi ancak para ne gezerdi Çatalağzı’nda? Sıvası dökük, kiremiti kırık, viran bir evde konaklayan hayalperest bir genç kız kadar uçuk değildi ki para. Kadın sanatçıların röportajları… Fotoğraflar… Parlak hayatlar… Parmakları dergiyi, sanki geleceğinin anahtarıymış gibi sıkıyordu. Bu kasabadan gidecekti. Küf kokan evden, bitmeyen yoksulluktan, yüzüne bakmayan insanlardan… Nesi eksikti dergilerde boy gösteren kadınlardan?
Köşeyi dönerken bir an için çamurlu yolda değil, kırmızı halıda yürüdüğünü hayal etti. Flaşlar patlıyor, mikrofonlar uzanıyor, kalabalıklar adını haykırıyordu. Sevilmek… Hayatında hiç tatmadığı kadar çok sevilmek… Zahmetsizce ısınan, mis gibi kokan bir evde yaşamak, daha önce kimsenin tenine değmemiş kıyafetler giymek, hiç tatmadığı yemeklerden tatmak… Çok yakında alacaktı o hayali elleri arasına. İşte o zaman, şimdi yüzüne bakmayan anne ve babası da pervane misali ayrılmayacaklardı peşinden biliyordu.
“Sakın Firuze,” diye homurdandı kendi kendine. Bunu sık sık yapardı. Nerede olduğunu, çevresinde kimin olup olmadığını görmezden gelerek istemsizce konuşurdu kendisiyle deli gibi. “O vakit geldiğinde sakın