Bu yaşa gelmiş bir insan nasıl hâlâ bu kadar sorumsuz olur, aklım almıyor… Hiç mi büyümez insan. Ben nerede hata yaptım?
Öfkeyle bağırıyordu Haldun zaten öfkelenmek onun için basit bir olaydı, neyse…
Olga, tiz topuklarının sert tıkırtısıyla yanına yaklaştı. Haldun’un neden bağırdığını sormaya bile niyeti yoktu—zaten her gün yeni bir sebep bulurdu. Evleneli iki yıl olmuştu Haldun ve Olga. Su’nun biricik annesi ise sekiz yıl önce toprağa verilmişti. Olga bu eve girmeyi öyle çok istemişti ki… bunun içinde yapmadığını bırakmamıştı tabi. Yoksa Haldun’un bu yaştan sonra bir daha evlenmesi mümkün değildi. Olga gibi bir çok kadınla gezip tozabilirdi öte yandan erkekleri kandırmak, Olga’nın yıllar içinde ustalaştığı bir oyundu. Ve oyunu kazanmıştı.
“Canım, yine ne oldu?” dedi, yüzünde geniş bir gülümseme, sesinde yumuşacık bir ezgiyle. Bu ses insana istemediği şeyleri bile yaptırtacak kadar tatlıydı.
“En son kim girdi eve?”
“Kim olacak? Tabii ki Su! Yine anahtarı kapının üstünde bırakmış. Yok yok, bunu bile öğretememiş bu kadın. Zaten ne öğretebilmiş ki? Ah ben o yıllar yurt sürekli yurt dışında olmayacaktım, adam ederdim ben bu kızı… Geçti artık!” diye bağırıp duruyordu.
Su, babasını duyuyordu aslında. Çıkıp kavga bile etmezdi; ama laf yine annesine değince—hele bir de Olga’nın yanında annesine laf edince—bir hışım daldı salona.
“Annem hakkında düzgün konuş! Ne istiyorsun ölüp gitmiş kadından? Çok da iyi bakmış bize! Şimdi ben de bu evden gidiyorum. Kapını da başına çal, anahtarını da başına çal!” diye bağırıp çıkışa yöneldi.
Evin hizmetçileri bile bu olanlara alışkındı. Su bağırır çağırır, kapıyı çarpar çıkar; Deniz’ine gider geceyi orada geçirir; ertesi gün de tıpış tıpış dönerdi evine.
Su ve Deniz çok ihtişamlı bir yerde oturuyordu ülkenin görece en zenginlerinin bir ev boşaldığında oraya yerleşebilmek için milyon dolarlar akıttıkları,ormanın içine konuşlandırılmış villa sitesinde. Deniz’in annesi Semra çok başarılı bir genel cerrahtı; bu sebeple de Ayten’e çok ihtiyacı vardı. Ayten çoğu zaman iki çocuğa birlikte bakmıştı.
“Evet evet, bir kızım bir de oğlum var,” derdi bazen parktaki diğer annelere. Çünkü Semra gibi bir kariyeri yoktu; hatta bu insanlardan başka neredeyse hiçbir hayatı yoktu. Ne bir annesi ne de bir babası vardı.
Ayten, Haldun’la üniversitede tanışmıştı. Haldun o zamanlarda şimdiki gibi çok zengindi; arabası, kıyafetleri.. o hayat Ayten için neredeyse masal gibiydi. Nasıl olmuşsa, bir süreliğine Haldun da Ayten’in bu ihtişamlı hayata olan hayranlığından etkilenmişti. Gücü severdi; bir kadın tarafından güçlü görülmek hoşuna gitmişti. Tabi Ayten’in o zamanlarki dillere destan güzelliği de cabasıydı. Ama bu güç gösterisi, zamanla Ayten’i ezmeye dönüşmüştü. Üniversiteyi bitirdiği yıl babasıyla ettiği bir kavganın inadıyla, Ayten’i daha mezun bile olmadan