Kitaplar Özellikler İletişim İndir
Mavi Gözlü Yüzbaşım
Genel

Mavi Gözlü Yüzbaşım

0Beğeni
2Okunma
4 Bölüm
4,964Kelime
25 dkSüre
29.10.2026Tarih
Perihan, ailesinin verdiği evlilik kararına boyun eğmek yerine kendi kaderini seçerek kaçmaya karar verir. Ancak kaçışı, onu beklenmedik bir çatışmanın ve mavi gözlü bir yüzbaşının karşısına çıkarır.

Bir yanda sırlarla dolu ailesi ve aşiretin ağır kuralları, diğer yanda sabrını zorlayan bir yüzbaşı ve yepyeni bir hayat…

1. BÖLÜM

Perihan’ın Anlatımıyla

“Size hayır dedim, değil mi? İstemiyorum! Neyi anlamak istemiyorsunuz? Ne olsun istiyorsunuz? Yeter artık!”

Sesim, konağın yüksek tavanlı salonunda yankılanırken bir anlığına herkes sustu. Duvarlardaki işlemeli ahşap panolar, ağır perdeler ve yıllardır aynı yerde duran büyük sedirler, sanki bu evde yaşanan bütün tartışmalara tanıklık etmişti. Fakat bu kez susmayacaktım. Yıllardır içime attığım ne varsa dilimin ucundaydı.

“Yeter, kes sesini!” Babam sedirden sertçe doğruldu. “Biz sana çok yüz verdik, hepsi bu yüzden. Bir daha bu konakta sesini yükselttiğini duyarsam hesabını ağır sorarım. Şimdi defol, odana git!”

Babamın sesi salonun içinde bir kez daha çınladı. Gözlerim doldu ama ağlamamak için dişlerimi sıktım. Son bir umutla anneme baktım. Belki başını kaldırır, belki bu defa benim yanımda dururdu.

Annem yine gözlerini halıya indirmişti. Parmakları dizlerinin üzerinde birbirine kenetlenmiş, yüzü taş kesilmişti. Bana bakmıyordu. Onun sessizliği, babamın öfkesinden daha ağır geliyordu. Çünkü babamın karşısında neyle mücadele ettiğimi biliyordum; annemin karşısında ise hâlâ bir umut taşıyordum.

O umut da gözlerimin önünde parçalandı.

Daha fazla o salonda kalamadım. Kimsenin yüzüne bakmadan arkamı döndüm ve koridora çıktım. Konağın uzun koridorunda yürürken ayak seslerim taş zeminde yankılanıyordu. Duvarlara asılmış aile fotoğraflarının önünden geçtim. Fotoğraflarda herkes yan yana durmuş, gülümsüyordu. O karelerdeki aileyle, az önce salonda beni yalnız bırakan insanlar aynı kişiler miydi?

Odamın kapısını kapatır kapatmaz sırtımı ahşap kanada yasladım. Dizlerim çözüldü; yere oturup başımı ellerimin arasına aldım. İçimde öfke vardı, kırgınlık vardı, bir de adını koyamadığım o ağır çaresizlik…

Babamı bir yere kadar anlayabiliyordum. Ağa olmak, aşireti yönetmek kolay değildi. Belki yıllar boyunca bu topraklarda güçlü görünmek zorunda kalmıştı. Belki de gücünü kaybetmekten korkuyordu.

Peki ya annem?

O da mı aşiret yönetiyordu? Onun da mı omuzlarında törenin yükü vardı? Kendi kızını bir başkasının hayatı uğruna feda etmesi mi gerekiyordu?

Abimle aramda hiçbir zaman gerçek bir abi-kardeş bağı kurulamamıştı. Bana şefkatle baktığını, beni korumak için bir adım attığını hatırlamıyordum. Oysa konağın çalışan kızlarına bile gerektiğinde abilik yapardı. Birinin haksızlığa uğradığını gördüğünde sesini yükseltir, onları korurdu.

Bana gelince aramızda görünmez bir duvar vardı.

Şimdi o duvarın arkasından çıkıp beni kurtarmasını beklemek de anlamsızdı. Çünkü bu evlilik, onun hatalarının bedeliydi. İki aşiretin arasında yaşananların hesabı benim hayatımla kapatılacaktı.

Ama ben buna izin vermeyecektim.

“O adamla ölsem evlenmem,” diye fısıldadım.

Bu kez sözüm yalnızca bir öfke cümlesi değildi. Kendi kendime verdiğim bir sözdü.

Ayağa kalkıp aynanın karşısına geçtim. Karşımda gözleri kızarmış, yüzü solgun ama bakışları hâlâ dirençli bir kadın vardı. Yıllarca bu evden uzak kalmak için yatılı okullara gönderilmiştim. O zamanlar bunu da bir ceza sanmıştım. Şimdi anlıyordum ki o yıllar bana bu konağın dışında bir hayat kurabilme

📖 Uygulamada Oku
App Store Google Play