Kumru, ameliyathanenin ağır kokusunu hâlâ üzerinde taşırken, saatler süren o zorlu operasyonun ardından omuzlarına çöken yorgunluk, kemiklerine kadar işlemişti. Buna rağmen adımları hızlıydı. İki gün önceden hazırladığı valizini almak için hastane odasına doğru ilerlerken tek düşündüğü şey Türkiye’ye dönüşüydü.
Dr. Kumru Çeliktaş, henüz 28 yaşında kariyerinin en üst noktası için savaşıyordu. Kumru, 2 yıl önce İtalya’ya gelmişti. Bu geliş bir kaçıştı ama yine de burayı çok seviyordu. Kumru, kolay bir çocukluk geçirmemişti. Yıllar önce annesi enfeksiyondan ölmüş ve o henüz 4 yaşındayken yetiştirme yurduna verilmişti. Genç kadın, babasının kim olduğunu 19 yaşındayken öğrenmişti ama istenmeyen bir çocuk olduğunu anladığında karşısına çıkmamıştı.
Genç kadının, tüm hayatı Ankara’da geçmişti. Stajyerliğini ise Dr. Kuzey Ataman’ın GATA’da doktorluk yaptığı o muhteşem zamanlarda yapmıştı. Mezun olduktan hemen sonra onun Çanakkale’de olan hastanesinde Dr. Ceylan’ın yanında onun asistan doktoru olarak çalışmıştı. Ama İtalya’da daha çok şey öğreneceği bir cerrahın hastanesine Kuzey ataman tarafından gönderilmişti. Aslına bakarsa buraya birazda babasının mirasının peşine düşen tüm Sercanlar ailesinden kaçmak için geldiğini biliyordu.
Babası olan Murat Sercanlar bir trafik kazasında öldüğünde ve bir varisi olmadığından tüm mirası amcası ve oğullarına kalacaktı. Ama Kuzey Ataman bu oyunu bozmuştu. Yapılan DNA Testinde Kumru bir Sercanlar varisi olduğunu ispatlamış ve tüm milyonluk miras tam olarak ona kalmıştı. Kumru bunu kabul etmek istememişti. Ama Kuzey babasının onu bilmediği için yanında olamadığını anlattığı için ve ayrıca babasının bir oyunla öldürüldüğünü anlattığında alması gerektiğine inanmıştı.
Fakat, Kumru’nun etrafında hastalarında değişik bir durum gelişmeye başlayınca Kuzey, onu korumak adına hiç kimsenin bulamayacağı İtalya’ya göndermişti. Tüm kayıtları ise silinmişti. Bu sayede tam 3 yıldır huzurlu bir hayatı ve tek hedefi olan kariyeri vardı. Şimdi ise birkaç haftalığına bile olsa arkadaşlarının tek ailesinin yanına gitmek istiyordu. Kuzey’in oğlu onu çok severdi ve onun okuldaki ilk gösterisi için orada olacağına söz vermişti.
Genç kadın, koridorda hızla ilerliyordu. Günün bu saatinde hastane neredeyse boştu. Floresan ışıklar beyaz duvarlara sert bir soğukluk yayıyor, her adımı yankı gibi geri dönüyordu. Kumru’nun topuk sesleri düzenliydi ama içinde tuhaf bir huzursuzluk kıpırdanmaya başlamıştı. Sanki bir şeyler yanlış gidiyordu… ama ne?
Genç kadın tam odasının bulunduğu köşeye döndüğü anda adımları aniden durdu. Karşısında üç adam vardı. Siyahlar içindeydiler. Yüzleri gölgelerin ardına saklanmış, bedenleri ise duvar gibi önünü kesmişti. O an hastanenin steril, güvenli atmosferi bir anda yok olmuş gibiydi. Yerini karanlık ve tehditkâr bir sessizlik almıştı. Kumru’nun kalbi o an bir anlığına tekledi.
Genç kadının göğsünde sert bir çarpıntı yükseldi, nefesi boğazına takıldı… ama yüzü değişmedi. Gözlerini kaçırmadı. Korkusunu