Karanlık dünyanın içine doğmuş olmak, bir kadına ya zayıf bir piyon olmayı ya da o dünyayı kendi kurallarıyla yöneten bir kraliçe olmayı öğretirdi. 26 yaşındaki Molly, hayatının hiçbir döneminde piyon olmayı seçmemişti. Tabi bu bir kraliçe olabileceği anlamına da gelmiyordu ama yine de piyon asla olmayacaktı.
Genç kadının ailesi, onu kendi güçlerini pekiştirecek bir liderle evlendirip bir "aksesuar" olarak kullanmak istediğinde, Molly onlara bambaşka bir ders vermişti. En azından hayatı için bu kadarını yapabilmişti. O, evlenmek yerine taliplerini birer birer korkutmayı seçmişti. Üstelik bunda kesinlikle başarılı olmuştu.
Bir kadının elinde zehir veya tetiğe basacak kadar soğukkanlı bir irade varsa, hiçbir karanlık liderin huzurla uyuyamayacağını okuduğu bir kitapta öğrenmişti. Hatta bunu taliplerine bile söylemişti. Bu birçoğunda ise işe yaramıştı. Ta ki o güne, yani Michell ile tanıştığı güne kadar.
Michell bir istisnaydı; o, Molly’nin karanlık oyunlarından etkilenmeyen tek ruh hastasıydı. Michell, ruh hastası olduğu gibi bir pislikti ve genç kadın ona eğer onunla evlenme talebinde ısrarcı olacak olursa kesinlikle kendini koruması gerektiğini söylediğinde aldığı tek cevap
“Harika… sıradan bir kadın zaten istemiyordum. Genelde beni istemeyen kadınları becerirken zevk alıyorum” demesi olmuştu. Molly, o gece yemekten döndüğünde genç kadın yıkılmış bir durumdaydı. Annesi ise onu resmen evlerinin kapısında bekliyordu. Önce genç kadının yüzünü keskin bakışları ile taramıştı. O saniye bir şey anlamamıştı ama Michell, oldukça net bir şekilde
“Bayan Asena ile görüşmeyi yapabilirsiniz. Evlilik onayı verildiğinde hızla hazırlıklara başlayabiliriz” diyerek açıkladığında annesinin gözlerindeki zafer ışıldaması genç kadının kalbine bir balyoz gibi inmişti. Onun kızıydı. Neler yaşayabileceğini fazlasıyla biliyordu ve bu oğlunun daha güçlü olması için umurunda bile değildi. Sonraki süreç ise çok hızlı geçmişti.
Annesi, bu zoraki evliliği onaylatmak için karanlık dünyanın perde arkasındaki kilit isimlerden biri olan Mr. Carlos’un eşi Asena’ya gittiğinde, herkes bir "evet" bekliyordu. Ancak Asena, Molly’nin annesinin kulağına ne fısıldadıysa, kadın bir anda tüm planlarından vazgeçmiş, kızının hukuk fakültesine gitmesi ve bir avukat olması için ona tam destek vermeye başlamıştı. Üstelik tüm aileyi bile buna ikna etmişti. Memnun olmayan ise kesinlikle Michell’di. Tabi ki Molly için hayatın en büyük sürprizi ise stajını kimin yanında yapacağını öğrendiğinde gelmişti. Çünkü o isim Mr. Paul Walker’dı.
Paul Walker, kelimenin tam anlamıyla taştan yontulmuştu. Gülümsemezdi, konuşmazdı, güven nedir bilmezdi. Merhamet ve acımak adamın doğasına tamamen aykırıydı. O sadece yok etmek ve yönetmek üzerine programlanmış bir makine gibiydi.
Molly’nin hazırlık aşamasında uzaktan izlediği o soğuk