“Samet, fazla hızlı sallanma bebeğim, dikkat et.”
Annemin kızgın ama bir o kadar da tatlı bakışları yine içimi ısıtıyordu. Sallandığım yeşil renk salıncakta bir ileri bir geriye giderken etrafıma mutlulukla baktım. Babam sağ tarafımda şişlere dizili olan etleri pişiriyor, annem ise sol tarafımdaki ahşap bankta salata yapıyordu.
İlkbaharın gelmesiyle piknik alanları tıklım tıklım olmuştu yine. Sağda solda çocuklar birbirini kovalarken kardeşimle böyle olacağımızın hayalini kurdum. Çünkü annem sekiz aylık hamileydi. Nihayet abi olma duygusunu tadacaktım.
İlk başlarda kız kardeşimin olacağını söylediklerinde fazla sevinmemiş, hatta "Erkek kardeş istiyorum," diye ağlamıştım. Ertesi gün annem yanıma gelip, “12 yaşında çabucak abi oluyorsun birtanem, hem kız kardeşinin olmasının fazla avantajları var,” demişti.
İlgimi çektiği için gözyaşlarımı silip anneme dönmüş ve “Ne mesela?” diye sormuştum. O an annem karnımı gıdıklayarak cevap vermişti: “Kocaman olmak istiyordun değil mi bebeğim? Bak işte, bir kız abisi olursan herkes seni büyük adam olarak görür.” Annemin anlattıkları içimde bir şeyleri heyecanlandırdığında akan burnumu çekerek gülümsemiş ve anneme sarılmıştım.
“Oğlum hadi gel, etler pişti.”
Babamın çağrısıyla düşüncelerimden sirilip salıncaktan indim ve banka oturdum. Yemekten sonra saatler geçti. Babamla birlikte benim için getirdiğimiz hamağı iki ağaç arasına bağlayıp içine koyduğumuz minderlerle işimizi tamamladık. Babam işi dolayısıyla bizimle fazla vakit geçiremese de benim için bu kadar eğlence bile çok huzur vericiydi.
Hamağımın içinde huzurla sallanırken aniden gökyüzünde çakan şimşekle birlikte korkarak yattığım yerde sıçradım. Aslında yaza yakındık, bu yüzden arada bir böyle yağmur yağması çok güzelken aniden şiddetini bayağı artırmıştı.
“Samet, hadi eve gidiyoruz oğlum, yağmur çok hızlandı.”
Annemin sağ tarafımdan gelen seslenişiyle birlikte o tarafa baktım. Babamın yanıma hızla koşmasıyla kurduğumuz hamağı bir çırpıda tekrar bozduk. Araba bagajına annemle babam eşyaları koyarken arka koltuğa oturarak onları bekledim. Hava bir anda soğumuştu. İşlerini hızla bitirip geldiklerinde arabanın camı bile neredeyse önümüzü göstermiyordu.
Hızımızı düşürerek ilerlediğimiz ormanda yolların darlığı beni çok korkutmuştu. Kenar tarafı uçurum olan yerlerden geçerken içimde bir ürperti hissediyordum. Bir süre sonra yağmur biraz daha hızını azalttığında içimdeki sıkıntı bir nebze de olsa hafifledi. Annemle babam radyodan açtıkları müzikleri keyifle söylerken ben camdan dışarıyı izliyordum. Kocaman ağaçların yanlarından geçmek bana kendimi huzurlu hissettirmişti.
Gözlerime çöken yorgunlukla gözlerimi huzurla kapatışımdan yaklaşık iki saniye sonra annemin, “Mehmet, dikkat et!” demesiyle tam karşıya baktım.
Çok dar olan yolda yanımızdan geçen tırcıyı sollayan beyaz bir araba, bizim şeridimizden hızla üzerimize geliyordu. Babam son anda direksiyonu sağa kırdığında yüzüme batan camlar, büyük ve korkutucu bir gürültü, annemin çığlıkları... Hiç bitmeyecek gibi süren takla atmamızın ardından araba durduğunda kendime dahi bakmadan arabadan indim.
“Yardım edin!” diye bağırdım.
Küçük bedenimle attığım büyük