1. BÖLÜM
15.YIL ÖNCE
“Gül güzeli…”
“Maraz Ali…”
Birbirine sımsıkı tutunan o küçük eller, şimdi yabancı eller tarafından acımasızca ayrılıyordu.
Ortada, yetim kalmış bir çocuk…
Ve hiçbir şeyin farkında olmayan küçücük bir kız vardı.
İlkim’in can alıcı yeşil gözlerinden süzülen sıcak yaşlar, yanaklarını sessizce ıslattı.
Arkasına bile bakmadan götürülen Maraz Ali, ardında yalnızca bir çocukluk bırakmıyordu;
bir yığın kırık anı ve üstü örtülmüş sırlar da bırakıyordu.
İlkim, titreyen sesiyle ardından seslendi.
“Hani söz vermiştin… Hani hiç ayrılmayacaktık?”
O an Maraz Ali durmadı.
Ama son kez başını çevirdi.
Kara gözleri, İlkim’in yaş dolu bakışlarıyla buluştu.
O küçücük yaşına rağmen o bakışta; kırgınlık, öfke ve açıklanamayan bir yabancılık vardı.
Sanki bir anda çocukluğu elinden alınmıştı.
Maraz Ali giderken yalnızca kendini götürmüyordu.
Onunla birlikte gömülen gerçekler, iki ailenin kaderini de sessizce karanlığa sürüklüyordu.
Ve o gün, kimsenin bilmediği bir hikâye başladı.
GÜNÜMÜZ
ANKARA
“Aile yemeğinde de bunu yapmayın çocuklar!”
Babamın tok ve sert sesi, uzun yemek masasının üzerinde yankılanınca herkes bir anda sustu.
Masanın baş köşesinde oturan adam, öfkesini belli etmemeye çalışsa da kaşlarının arasındaki çizgi derinleşmişti. Sandalyeyi geriye itti, ağır hareketlerle ayağa kalktı ve hepimizi tek tek süzdü.
“Tartışmanız bitince eve geri gelin.”
Ses tonu tartışmaya açık değildi.
Merdivenlere doğru ağır ağır yürürken sofranın üzerine çöken sessizlik daha da keskinleşti.
Babamın ardından göz ucuyla etrafa baktım.
Abim Ramo çenesini sıkmıştı.
Halam Burten’in yüzünde her zamanki memnuniyetsiz ifade vardı.
Kuzenim Serhan önündeki çatalı anlamsızca çeviriyor, annem ise hiçbir şey olmamış gibi görünmeye çalışıyordu.
Masada sadece çatal bıçak sesleri kalmıştı.
“Anne, düğün yerinde yine solist ihtiyacı varmış. Oraya gideceğim.”
Yanımda oturan kız kardeşim Canan’ın sesiyle ona döndüm.
Annem karşıdan başını onaylar şekilde sallayınca kolumu hızla Canan’ın koluna çarptım.
Kafamı ona çevirip dişlerimin arasından fısıldadım.
“Ne yapmaya çalışıyorsun sen?”
Canan bana bakmadan tabağıyla uğraşmaya devam etti.
“Sevdiğim insanı kurtarmaya gidiyorum abla.”
Önüne dönmeden söylediği bu cümle, sinirlerimin daha da gerilmesine yetmişti.
“O kurtulacak insan sen olmayasın?”
Canan cevap vermedi.
Tam o sırada halamın alaycı sesi duyuldu.
“Senin kızlar da maşallah yerinde durmuyor. Sürekli dışarıdalar.”
Annem dudak büktü.
“Öyle öyle de bundan sana ne Burten?”
İkisi arasındaki gerilim artık aile içinde alışılmış bir manzaraya dönüşmüştü. Birbirlerinden haz etmedikleri bakışlarından bile anlaşılıyordu ama nedense aynı sofrada oturup aynı havayı solumaya devam ediyorlardı.
“Afiyet olsun size.”
Abim Ramo sandalyeyi geriye iterek ayağa kalktı. Yüzündeki sinir gizlenmiyordu.
Onun sofradan kalkmasıyla ben de daha fazla dayanamadım.
Sandalyemi geriye çektim, siyah eteğimi düzelterek ayağa kalktım.
Tam merdivenlere yönelirken Canan da aynı anda kalktı.
“Elinize sağlık,” dedi yüzüne yerleştirdiği o sahte gülümsemeyle.
Merdivenleri çıkmaya başladığında arkasından seslendim.
“Canan.”
Duymamış gibi yürümeye devam etti.
“Canan!”
Bu kez sesim daha sert çıkınca durdu.
Hızla yanına gidip kolundan tuttum ve kendime çevirdim.
“Gideceksin yani? Kararlısın öyle mi?”
Kahve gözlerini yumup derin bir nefes aldı.