Herkese merhaba, McCurdy Malikânesi’nin bu tekinsiz sularına hoş geldiniz…
Düşyiyen, Ölüme Çeyrek Kala adını verdiğim antolojik serimizin ilk novellası olarak karşınızda. Dilerim beğenirsiniz🩶
Okumaya başladığınız tarihi buraya bırakabilirsiniz.
Keyifli okumalar dilerim🖤
Bu kitap içerisinde barındırdığı ağır şiddet sahneleri başta olmak üzere çeşitli etkenler nedeniyle yetişkin içerik olarak kategorize edilmiştir🔞
-15 Eylül 2012, New Orleans
Natalie McCurdy'nin ısrarla zili çaldığı birkaç dakikanın ardından hemen berisindeki Kate ileri atılarak "Ben hallederim efendim." dedi ve çantasına uzandı. Neyse ki pek matah olmayan çantasında fazla bir şey yoktu da anahtarları bulması uzun sürmeyecekti.
"Her işimizi kendimiz göreceksek bu insanlara ne diye para ödüyorum ki ben!" Söylenip dururken Kate kapıyı açarak sonuna kadar ittirdi, nazikçe kenara çekildi. "Buyurun."
Bayan McCurdy malikânesine adım attığında kimse kabanını almak üzere kendisini karşılamaya gelmemişti, güzel bir azar işiteceklerine şüphe yoktu. Bu noktada iş yine Kate'e düşüyordu.
Natalie şimdi evin diğer hizmetçilerine seslenip de olayı hemencecik geçiştirmeyecekti, gidip nasıl kaytardıklarını görmeliydi. Şakaklarından aşağı uzanan kurşuni saç tutamlarını kulağının arkasına ittirerek çantasını sessizce masanın üzerine koydu. "Umarım işinizi kaybetmenize değecek şeylerle uğraşıyorsunuzdur."
İhtiyarın kalın topukluları evin içinde tıkırdarken - bu sesi engellemesi mümkün değildi - ilk hizmetçi yakayı ele verdi. Geçen aylarda işe giren aşçı mutfaktaki masanın başına oturmuş, kafasını da kollarından oluşturduğu yastığına bir güzel yerleştirmişti. Tezgâhın üzerinde doğranmış etler ve birkaç çeşit yeşillik vardı. Görünen o ki akşam yemeğini hazırlarken biraz kestirmekten zarar gelmeyeceğini düşünmüştü.
"Seni zaten hiç gözüm tutmamıştı." Bayan McCurdy başka bir şey söylemeden kapının eşiğinden çekildi ve salona geçti. Burası da tıpkı misafir odaları gibi boştu.
Bodruma en son bakacaktı çünkü orada birisi varsa ona tolerans gösterebilirdi, en azından kovmayacak kadar. Ne de olsa kimse kaytarmak için bodruma inmezdi, değil mi?
İçeri girdikleri andan itibaren bir saniye olsun patronunun eteğinin dibinden ayrılmayan - market poşetlerini mutfağa bıraktığı süre zarfı hariç - Kate, tedirgin adımlarla etrafına bakınıyordu. "Dilerseniz üst katlara ben bakayım, siz kendinizi hiç yormayın."
"Zararı yok. Sen mutfağa git, bana güzel bir kahve hazırla. O herifi de uyandır, eşyalarını toplamasını ve hemen defolmasını söyle."
"Baş üstüne efendim."
Basit bir çift koca karı ayakkabısı gibi görünmesine rağmen birkaç on bin dolar değerindeki topukluların